|
ANTİK ÇAĞ VE ROMA İMPARATORLUĞU DÖNEMİ
Çan ilçesinin bulunduğu bölgedeki ilk yerleşimlerle ilgili kesin
bilgiler ne yazık ki yoktur.ancak tarihin ilk çağlarından beri
çeşitli medeniyetlere ait yerleşimlere ve sahipliği yaptığı
çevresindeki antik kalıntılardan anlaşılmaktadır.Tarihin ilk
tarihçisi Herodor, "Gergisler" adı verilen topluluğun yerleşim
yeri olarak çan bölgesini işaret eder. Herodor, Gergislerin,
Troas diye bilinen Truva uygarlığı bölgesinin
dağlık kısmında bulunduğunu ifade eder.Gergis bölgesi
olarak tanımlanan yerin Çan ile Çanakkale arasındaki dağlık
arazide bulunduğu ve Çan bölgesine yerleşmiş ilk medeniyetlerin
Gergisliler olduğu kuvvetle muhtemeldir.Romalılar döneminden
kaldığı anlaşılan bazı eserlerin varlığı, bugünkü şehrin yerinde
en azından Roma döneminden beri yerleşim olduğunu kanıtlar.
Muhtemelen 1954 yılında Çanakkale Valiliği'nce hazırlanan
Çanakkale adlı kitapta Çan'daki tarihi eserlerle ilgili şu
bilgiler vardır; "En eski eser olarak, Romalılar zamanında inşa
edilen sekiz köşeli bir banyo mevcuttur. Bu banyo binasında
müteaddin tadilat yapılmış olduğu ve bu suretle ilk inşa
özelliğini kaybetmiş bulunduğu görülmektedir. Esasen 18/Mart /
1953 tarihinde vuku bulan zelzelede kullanılmayacak bir halde
harap olması yüzünden belediyece tamamen yıktırılıp ortadan
kaldırılmıştır. Hafriyat esnasında çıkan tuğlalardan ve inşaat
malzemesinin özelliğinden de bu eserin Romalılar devrinde
yapılmış olduğunu anlamaktayız. Ayrıca şehrin kuzey yönünde
Kocakonak mevkiinde yine Romalılar zamanında yapılmış bir konak
harabesi mevcuttur."
OSMANLI DÖNEMİ
Çan bölgesi Osmanlıların kuruluşundan kısa süre sonra Osmanlı
egemenliğine girer. 1953 depreminde yıkılan bir caminin Fatih
Sultan Mehmet dönemi eserlerinden olduğu bilinmektedir. Çan,
Osmanlı dönemi boyunca Biga Sancağı'na bağlı bir bucak ve nahiye
olarak kaldı. 1313 (Miladi 1897) tarihli, Kolağası Ali Cevat
Bey'in Memalik-i Osmaniyyenin Tarih ve Coğrafya Lugatlı adlı
eserinde Çan maddesinde şu bilgiler vardır; "Müstakilen idare
olunan Biga sancağında merkeze bağlı bir nahiye olup kazanın
şimalindedir. Arazisi mahsüldar, madeni kesirdir. Pazar ve Büyük
Tepe kariyelerinde suları kükürtlü birer ılıcası dahi vardır.
Nahiyeyi 64 kariye teşkil eder. Merkezi kömür kasabasıdır."
MİLLİ MÜCADELE
Çan'ın Milli Mücadele döneminde bölge için oldukça önemli bir
yeri vardır. Çanlı Osman Efendi'nin (Çaneri) bölgesindeki
mücadelede oldukça etkin bir yeri vardı. İşgal döneminde büyük
acılar çeken Çanlılar, Yunanlılar çekildiğinde yıkılmış, yanmış
bir şehirle başbaşa kalmışlardı. Bu dönemi ve Yunanlıların Çan'a
baskın ve talanını, o yılları yaşamış olan Emekli Jandarma
Önyüzbaşı Zühtü Güven'in hatıralarından aktaralım
KURTULUŞ SAVAŞINDA ÇAN
Birinci cihan savaşında ordularımız yedi cephede kahramanca
çarpışıp büyük varlıklar gösterdiği halde müttefiklerimiz olan
Almanların teslim olmaları üzerine mağlup sayıldık.
Sevr anlaşmasına dayanarak düşmanlarımız yurdumuzu paylaşmaya
başladılar. İngilizler Arabistan'ı Fransızlar Suriye'yi,
İtalyanlar Antalya ve civarını işgale başladılar. Yunanlıların
da 15 Mayıs 1919 günü güzel İzmir'imize asker çıkararak Ege
Sahillerimize yayılmaya başlamaları üzerine yurdun bir çok
yerlerinde bu olayları protesto mitingleri yapıldı. İstanbul
Sultanahmet Meydanında yapılan mitinglere yüz binden fazla
vatandaş katılarak memleketi taksim ve işgalleri protesto
ettiler.
Mustafa Kemal Paşa 15-20 arkadaşıyla Ordu Müfettişi sıfatıyla
İstanbul'dan Bandırma Vapuru ile Samsuna çıktı. Erzurum ve
Sivas'ta kongreler toplayıp bu gidişe bir çare aradı ve bazı
kararlar aldı.
Ağustos 1919 tarihinde Balıkesir'de bir milli kongre yapıldı.
Düşmanın ilerlemesine mani olmak ve yurttan kovmak için kararlar
alındı. Bu kongreye katılanlardan Edremit Kaymakamı askeri
kökenli Kolağası Hamdi Bey bazı faaliyetlerde bulunmak üzere
Çan'a gönderildi.
Hamdi Bey Çan'a Eylül 1919 başlarında geldi. Hükümet Konağını
karargah yaptı. Daha önce Anadolu ve Rumeli Müdafaa-yı Hukuk
Cemiyeti kurulmuştu. Bu cemiyet yerini Kuva-yi Milliye
Cemiyeti'ne bırakmıştı. Bu cemiyetlerin başkanı İlyas Ağa ve
Osman Efendi idi. Çan'ı kapsayan 49 köyünde hatırı sayılır ve
sözü dinlenirdi.
Hamdi Bey ile el ele verip Lapseki'ye gittiler. Buradaki Kuva-yi
Milliye Cemiyeti başkanı Hancı Lütfü Beydi. Bununla Lapseki
Çardak Umurbey ve Kemikli'de bulunan vatanseverlerle konuşarak
Karşıyaka'daki Akbaş Cephaneliği'ni basıp buradaki cephaneleri
getirmeye karar verdiler. İstanbul'dan da gelen bir gemi, motor
ve kayıklarla Karşıyaka’ya geçip Akbaş Cephaneliği'ni basıp
buradaki Fransız nöbetçilerini bağlayıp bütün mühimmatı
yükleyerek bir gecede Anadolu Sahiline çıkardılar. Bu
cephanelikte 10. bin piyade tüfeği 70 mitralyöz olduğu
söylenmektedir. Başka bir söylentiye göre piyade tüfeklerinin
12. bin adet, mitralyözlerin 75 adet olduğu, 800 sandık mermi ve
çok miktarda fitilli barut varillerinin bulunduğu ifade
edilmektedir.
Bu mühimmat angariye ile bir kısmı Çan Nahiyesi'nin Kızılelma
Köyü'ne bir kısmı da Gönen'in Çakır Nahiyesi'nin Yenice Köyü'ne
taşıtılarak buradaki camilere depo gibi yerleştirilmişti.
Bu mühimmat sayesinde iki piyade alayı kuruldu. Bunlardan biri
Biga Piyade Alayı Yenice'de, diğeri Bayramiç Piyade Alayı olarak
Kızılelma Köyü'nde teşekkül ettirildi. Yenice Deposu’nun başında
Binbaşı Celal Bey komutasında bir bölük, Kızılelma Deposu'nun
başında da Kadir ve Osman Çavuş gibi bir kaç çavuş cephaneliği
koruyorlardı.
Biga'da Karahasan Hükümeti diye mevcut hükümetten başka bir
hükümet kurulduğu ve Karahasan ile İhsan Çavuşun etrafında
toplanan 20-30 kişinin jandarmanın işlerine karışmaya ve kendi
başına icraat yapmaya başladıkları tespit edilmişti.
Hamdi Bey Çan'dan Karahasan'a bir mektup yazarak memleketin yer
yer taksim ve işgal edilmekte olduğu bu sırada ayrılığın fayda
vermeyeceğini birlik olmanın faydalı olacağına inandığını
bildirmişti.
Bunun üzerine Biga Belediye Başkanlık Binası'nda toplanıp,
konuşup bir karara varma konusunda görüş birliğine varıldı.
Hamdi Bey, Osman Efendi ile birlikte konuşup 20-30 genci
hazırlayıp Biga'ya gönderdiler. Ayrıca bir araba ile Biga'da
gerekli olacak silah ve mermileri gönderdiler. Gençler mühim
dirsek başlarını tuttular. Belediyede Karahasan ve Hamdi Bey
görüşmeleri devam ediyordu. Gençler silahlandırıldılar. İki
silahlı genç de belediyede bekliyordu. Fakat görüşmelerde
mutabık kalınamadı. Bunun üzerine daha toplantı bitip odadan
çıkılmadan Karahasan, Suphi Bey ve diğerleri çağrılan iki
jandarma ile hapishaneye sevk edildi. Karahasanlar'ın
oturdukları Biga İstiklal Caddesi'ndeki üç katlı bir ev
sarılarak içindeki Karahasan taraftarları yakalanıp hapishaneye
sevk edildiler.
Bundan sonra Hamdi Bey karargâhını Biga'ya naklederek Biga
Belediye Binası'nda kendisine ayrılan yerde çalışmaya başladı.
Bu arada Lapseki, Ezine ve Bayramiç Askerlik Şubeleriyle de tam
manasıyla temas halinde olup asker şubelerine emirler veriyordu.
Kurulacak olan iki piyade alayının teşekkülü çalışmaları
ilerlemişti. İstanbul Hükümeti'nden gerekli subayların tayinleri
peyderpey yapılıyordu.
Hamdi Bey, Biga Belediye Meclis Üyeleri ve Biga ileri
gelenlerinden meydana gelen bir heyet de kurulmakta olan
alayların ihtiyacı olan parayı sağlamak için halkın memleket
severliğine güvenerek köylerin büyüklük ve zenginliklerine göre
bir para salması yaptılar. Bu salma köy muhtarlıklarınca tebliğ
edilince halk Anzavur Ahmet Paşa tarafına dönmüş, kuvvetlenen
Anzavur Ahmet Paşa 5 Şubat 1920 tarihinde Biga'ya hücum
etmiştir. Yapılan çatışmada Hamdi Bey kuvvetleri bozuldu ve
çekilirlerken hapishanede bulunan Karahasan Çetesi makineli
tüfek ateşine tutulup çoğu öldürüldü. Bir kısmı da yaralandılar.
Anzavurcular hapishanenin kapılarını açıp mahkumları
salıverdiler.
Hamdi Bey Biga'dan ayrılırken Yenice'ye oradaki arkadaşlarının
ve askerlerinin yanına gitmeyi düşündü. Akşam oldu. O tarihte
İnova'da jandarma karakolu vardı. Buradaki arkadaşlar beni
misafir ederler diye düşündü ve İnova Karakolu'na gitti. Ne
yazık ki oradaki jandarmalar tam tersini yapıp Hamdi Beyi
Anzavurculara haber verdiler. Ertesi gün Hamdi Bey Biga'ya
götürülürken yolda eza ve cefa ile öldürüldü. Biga Jandarma
Komutanı Kani Bey de Anzavurcular tarafından saklandığı evden
çıkartıldı ve öldürüldü.
Bundan birkaç gün sonra Anzavurculara ait bir çete Nevruz Köyüne
gelmiş. Bunu haber alan Cephanelik Komutanı Celal Bey "Yenice'ye
de gelirler karşı koyamayız korkusuyla" bütün cephaneyi onların
eline geçmesin diye ateşe vermişti. Bu kadar zahmetle karşıya
geçirilen ve muhafaza edilen silah ve mühimmat bir iki saatte
yanıp yok oldu. Bunun üzerine o zaman İstanbul Hükümeti'nde
Harbiye Nazırı olan rahmetli Mareşal Fevzi Çakmak bu komutanı
Divan-ı Harbe verdi ve hakkında idam hükmü çıktı.
Bundan bir iki ay sonra Anzavur Ahmet ve üç arkadaşı görüşüp
anlaşmak üzere bir perşembe akşamı Çan'a geldiler. Osman
Efendinin evinde çocukları tarafından misafir edildiler. Osman
Efendi onların geleceklerini haber alınca Çan'dan kaçmıştır.
Ertesi cuma günü Anzavur Ahmet Paşa cuma namazından sonra cami
kapısının önünde durarak konuşmaya başlamıştır. Arkadaşları
hükümet konağının önünde durarak konuşmanıza devam edin diyerek
hükümet konağının önüne gittiler. Burada boynundaki bir meşin
torba içinde asılı bulunan çantayı göstererek "kalbimde imanım,
göğsümde kuranım, biz padişah efendimizin adamıyız. Mustafa
Kemal bir çetedir. Eğer ondan yana olursanız o sizin
tavuklarınızdan bile vergi alır", gibi sözlerle Mustafa Kemal
Paşayı küçük duruma düşürecek sözler söyledi. Nihayet akşam
olmuştu ve köyleri olan Cihadiye'ye gittiler.
1920 yılı Eylül ayının ortaları idi. Bir çarşamba günü akşam
üzeri Sarı Efe Edip Bey komutasında yüz atlı ve yaya Aydın
zeybekleri geldiler. Edip Bey gelir gelmez "kimin elinde tüfek,
mermi, vesair harp aleti varsa on beş gün içinde getirip teslim
etsin" diye ilan etti. Teslim etmeyenlere ise çok ağır cezalar
olduğunu bildirdi. Hükümet konağı üç katlıydı. Gelen zeybekler
Hükümet Konağı'nın iki katı ile Osman Efendinin hanında
kalıyorlardı. Onlara Çarşı Camii'nin karşısında açılan kazan
ocağında üç öğün yemek pişirilip veriliyordu. Çan ve köylerine
misafirdiler. Sarı Efe Edip Bey yaptığı ilanı köyde duyurmayan
ellerindeki silah ve cephaneleri getirip teslim etmeyen
Aşağıkaraşık Muhtarı Mustafa'yı getirtip Büyük Köprü başında
kurşuna dizdirdi. Ayrıca bir gece evinde bulunan mermiyi götürüp
dışarıda bir yere gömmek isteyen Tekelilerden Ramiz Yıldız
yakalanıp hapis edildi. Köylerden mazbata toplandı. Bir çok kişi
iyidir, vatanperverdir diye şahitlik ettiler ve zoraki idamdan
kurtarıldı. Küçük yaşta askere alınan gençler hiç bir eğitime
tabi tutulmadan, sivil elbiselerle Yunan Askerleri'ne karşı
çarpışmaya başlamışlar fakat bir süre sonra dağılmaya
başlamışlar kaçan kaçmış, kaçamayanlar Yunanlılara esir düşmüş
ve Yunanistan’a götürülmüşlerdi.
Aydın zeybekleri efeler Şubat 1921'in başlarına kadar Çan'da
kalmışlar. Her türlü ihtiyaçları karşılanmış, atlarının yem ve
samanları dahi Türk halkı tarafından karşılanmıştır. Şubat
başlarında orduya katılmak amacıyla Çan'dan ayrılıp gittiler. Bu
zamana kadar Biga'daki Rum ve Ermenilerin sesleri çıkmıyordu.
Çan'daki Efelerin gittiğini haber alır almaz bir heyet teşkil
ederek Bandırma'daki Yunan tümen komutanlığına gidip Türkler
bize hakaret, zulüm yapıyorlar, her ne kadar Biga İngiliz
mıntıkasında ise de sizlerin vazifeniz bizleri korumak olmalı ve
bunun için Biga'ya bir bölük Yunan askeri gönderin diye
yalvarmaları üzerine Şubat 1921 başlarında Biga'ya bir bölük
Yunan askeri geldi. O tarihte Biga beş mahalle iki yerli ve
muhacir, bir Rum ve Ermeni mahallesinden ibaretti. Fakat ticaret
ve sanat Rum ve Ermenilerin elinde, Türklere ise çiftçilik ve
çobanlık kalıyor.
Çan'daki Kuva-yi Milliye Teşkilatı Osman Efendi emrinde tek bir
kuvvet o tarihte Biga Çayı'nın kuzeyi İngiliz güneyi ise Yunan
Mıntıkası sayılıyordu. Karabiga ile Biga, Lapseki, Çanakkale,
İntepe, Geyikli'de İngilizler ve askerleri Bayramiç ve Biga'da
Yunanlılar bulunuyordu. Birinci, İkinci İnönü muharebeleri olmuş
yeni teşekkül eden ordumuz ilk zaferlerini almıştı. Biga'da
bulunan Yunan Komutanı Çan Kuva-yi Milliyecilerin bir gece
Biga'yı basmalarından; Çan'da Osman Efendi de Biga'daki
Yunanlıların kendisini yakalamaları ve öldürmelerinden
korkuyordu.
1921 yılı Ramazan Ayı Mayıs Ayı'nın 14. akşamı başlıyordu. Osman
Efendi bu münasebetle gelmiş, ikindiden sonra arkadaşlarıyla
konuşuyordu. Bunu gören Furuncu Iraklı hemen Çan Postanesi'ne
giderek Biga'daki Yunan Komutanı'na "Aradığınız Osman Efendi bu
saatte Çan'da bu akşam gelirseniz Osman Efendiyi
yakalayabilirsiniz." diye haber verdi. Biga'daki Yunan bölüğü
hazırlanarak Çan'a gelmek için yola çıktı. O gece teravih
kılınıyor, sahur yemeği yeniyor yukarı ve aşağı camide sabah
namazına başlanıyormuş. Yunanlılar gelmiş, giriş çıkış yollarına
nöbetçi koymuş, camilerin kapılarına da nöbetçilerini dikmiş
olduklarını namazdan çıkanlar görüyormuş. Büyük şok ve üzüntü
başlıyor. Sokağa çıkanlar devriyeler tarafından ya kahvelere ya
da camilere kapatılıyor.O zaman ki Çan Jandarma karakol komutanı
Rıza Çavuş sokağa çıkıyor. Yunan devriyelerinin dur emrini
duymuyor ve daha sonra bu olayın farkına varınca kaçmaya
başlıyor. Sonuçta da Yunanlılar tarafından ayağından vuruluyor.
Muallim Koca Nuri'nin oğlu İsmail Hakkı Bey öküzlerini çayıra
götürmek için sokağa çıktığında yakalanıp hapis ediliyor.
Yunan komutanı birkaç asker ile Osman Efendinin evini sarmış
Osman Efendiyi aramakla meşgul. Osman Efendi kadın kıyafetiyle
komşudan komşuya kaçırılarak köyden çıkarılmıştı. Yunanlılar ya
Osman Efendiyi çıkarın ya da bu evi yakacağız diyerek yakma
hazırlığı yapıyor ve sürekli tehditler yağdırmaya devam
ediyorlardı. Osman Efendinin küçük oğlu Niyazi, çayırdaki
hayvanların yerini değiştireceğim diyerek Yunan nöbetçisinden
geçiyor. Çayırdaki atına binince önce Çavuşköy'e Muhtar Mehmet
Çavuşa Yunanlıların köyü bastığını babasını aradıklarını
söylüyor. Daha sonra dayılarının bulunduğu Kulfal Köyü'ne gidip
orada da durumu haber veriyor. Köylüler aralarında bir anlaşma
yapmışlar zamansız bir silah patladığında Pazarköy'de bir
tehlike var demişler, silah patlamış Çekiçler, Tepe Köy,
Karakoca Köyleri’nden eli silah tutan silahını kuşanıp Çan'a
doğru koşmuş. Bu sırada Çavuş Köy tarafından bir silah daha
patlamış. Yunan askerleri kasaba içinde koşuşmaya başlamışlar.
Yunanlılar zengin evlerine girip kadınların boynundaki
altınlarını ve sandıklarındaki kıymetli çeyizleri aldıkları
sırada güneyden Karadutlar mevkiinde ikinci silah patlayınca
Yunanlılar sarılmakta olduklarını anlayıp Osman Efendiyi
aramaktan vazgeçip Kocakonak tepesine çekilip makineli
tüfekleriyle çaya doğru ateş etmeye başlamışlardı. Köylerden
yetişmişler çaydan beri tarafa tarlalar içinden ilerlemeye
başlamışlardı. Kocakonak tepesinde tutunamayacaklarını anlayan
Yunan askerleri Sayalar'a çekildi. Lazın Mahzun oğlunun
korularında mevzilenmişlerdi. Batıdan Çavuşköy, Kulfal Köyü,
Dereköy ve Mallı Köyleri doğudan Yuvalar, Yençeri merkezden
Kalburcu, Karakoca, Tepe, Çekiçler Köyleri Yunanlıları göz
altına aldılar.
Çarpışma karanlık basıncaya kadar devam etmiş ve Yunan Bölüğü
yok edilmişti. Yukarı Camii'nin önündeki meydana büyük bir ateş
yakılmış, etrafına kilim ve halılar serilerek sofralar
kurulmuştu. Savaştan dönenler oruçlarını bozmuş, karınlarını
doyurmuşlardı. Kalabalığı cami almayacağı için o geceki teravih
namazı bu meydanda kılınmıştı. O günkü çarpışmalarda
Yunanlıların eşyalarını taşıdıkları için Pazarköy Korucusu
Bostandereli Abdullah ve Kocagözlerin Ali öldürülmüş.
Mallıköy'den Şaban Altınsu ile Çekiçlerli Kocakalaycı
kalçasından ağır yaralanmışlardı. Başka yaralılar da varmış ama
onlar tedaviye götürülmüşler, fakat göremedik. O gün Pazar Köy
halkı çok korkulu bir gün yaşamıştı. Eğer köylüler çabuk
yetişmeselerdi çok acıklı, üzücü şeyler olabilirdi. Çünkü Yunan
askerleri saldırgandı. Bu acılı günlerde bir türkü çıkarılmıştı.
Sözü edilen türkü :
"Kavaklı derede telli kavak biter mi ?
Millicilere bir tabur Yunan yeter mi?"
Bu tarihte yeşil ordu ileri gelenlerinden Biga Çerkezlerinden
Anzavur Ahmet Paşa bir akşam İstanbul'a gitmek için
arkadaşlarıyla köyünden çıkıp Karabiga'ya gitmekteyken, Darılık
Sırtı'nda Demetokalı Çingene Ali Çetesi'nin pususuna düşmüş,
vurularak kır atından düşürülmüştü.
Çete reisi Çingene Ali, Anzavur'un başını kesip ilaçlatarak,
Ankara'ya Mustafa Kemal Paşaya göndermek üzere, heybesinde
gezdirip meraklılarına göstermekteydi. Çetesiyle Pazarköy'e
gelip görüşmek üzere ileri gelenleri ılıcaya davet ettiğinde biz
çocuklar da çeteyi ve Ali Efeyi görmek üzere, ılıcanın yanına
gitmiş çeteleri görüp, onların atlarını gezdirivermiştik. Biga
civarında Çingene Ali, Ezine ve Bayramiç civarında Arnavut
Rüstem Çetesi, Gönen taraflarında da Altıparmak Çeteleri köy köy
dolaşıyor Yunanlıları korku içinde bulunduruyorlardı.
Yunanlıların ilk Çan baskını 14 Mayısı 15 Mayısa bağlayan 1921
yılı Salı gecesiydi. Yunanlıların bu hezimeti hazmedemeyip
intikam alacakları düşünülüyor, bunun için de her köyde geceleri
çifte nöbetçi devriye gezdiriliyordu. 23 Mayıs cuma günü
Ramazan-ı Şerifin ikinci cuması oluyordu. Sabah saatlerinde
Kalburcu istikametinden bir gürültü geldi. Bu gürültüyü ara ile
ikinci ve üçüncü gürültüler takip edince kuşkulu olan
Pazarköy'de bir anacığım, babacığım anı başladı.
Atına ve eşeğine binen, arabasına koşanlar en seri bir şekilde
köyden çıkıyor, kaçıyor, Çanakkale istikametine doğru gidiyordu.
Biz de kaçmak için hazırlandık. Babam ayaksız olan Emin'i, annem
küçük kardeşim Ayşe'yi sırtlandılar. Ben de arkalarında Mallı
Köye çıktık. Mallı Köyde Mehmet Çavuş akraba olurdu onlara
vardık. Onlar da kaçış hazırlığındaydı. Mallı Köy ile Doğaca
arasındaki Kocadere'ye indik. Koyunların melemesi, eşeklerin
anırmaları bu semtte insan olduğunu duyuruyordu. İhtiyar dayımla
konuştular ve buradan gidelim dediler. Buradan çıktık. Doğaca
Köyü'nden geçerken minareye bir beyaz bez asılmış olduğunu
gördük. Bu teslim işaretiydi. Pazarköy'den 10-15 hane kadar
insan vardık. Danapınar Köyü'nden geçtik. Eşelek'e oradan da
Çanakkale'ye doğru gidecektik.
Arkadan Danapınar korucusu geldi. "Dönün burası Müslüman köyü
biz sizleri muhafaza ederiz" deyip çevirdi. Bu kadar haneye ev
buldular ve bizleri yerleştirdiler. Biz dört odalı Hasan
Kaptanın yeni yaptırdığı evde Hafız Mehmet, Alanyalı Molla
Mehmet, Dönme Molla Mehmet, Ethemlerin Recep birer odaya
yerleştik. Bir hafta bize ve Danapınar'a yerleşen en az on
aileye akşamları iftar geceleri sahur yemeği getirerek, bizim
oruç tutmamız sağlandı.
Tanınmasınlar diye kendi giyeceklerinden babamlara giyecek
verdiler. Çan'ın yandığını ve Yunanlıların gittiklerini haber
alınca Mallıköy'e geldik. Yine dört aile Mehmet Çavuşun ahırını
temizleyip yerleştik. Ertesi sabah Pazarköy'e geldiğimizde bir
minareden başka bir şey kalmadığını köy dışındaki koyun, keçi
sayalarının bile teker teker yakılmış olduğunu gördük. Zaten
üzgündük. Üzüntülerimiz son safhaya geldi. İşittik ki
yakınımızdaki Çavuş ve Tepe Köyleri'nin de bütün binaları
yakılmış.
Yunan askerleri gelirken Semedeli Köyü'nde köy devriyeleri
tarafından karşılanmışlar bunun üzerine Semedeli Köyü'nü
beraberinde getirdikleri toplarla top ateşine tutmuşlar. Köyde
birkaç evin yakılıp yıkılmasına sebep olmuşlar. Yunanlılar
geldikleri cuma günü Pazarköy'ü her taraftan sarmışlar ancak
Pazarköy'e ertesi sabah girebilmişler biri Gönen, biri Dalyan,
biri Edremit, biri Bayramiç tarafından gelen dört Yunan bölüğü,
biri Kestanelik Çeşmesi'nin başında, biri Çavuş Köy İkizceler
Çeşmesi başında yerleşmişler. Civar köy muhtarları ve imamlarını
çağırıp onları korkutup bir daha karşılarına çıkmamalarını
tembihlemişler.
Karadağ Köyü'nden ve Biga'dan getirdikleri Rumlara evlerdeki
eşyaları taşıtıp muhtelif yerlerde topladıktan sonra bu eşyaları
taraftarlarına dağıtmışlar ve bunların ellerine birer dilim çıra
vererek bütün bunları teker teker ateşletmişler. Kalan koyun,
keçi, sığır, at ve eşekleri toplayıp giderlerken götürmüşler.
İkinci gelişlerinde Çan'da kalıp kaçamamış olan Hacı Mehmet,
Şıkıdık Hasan, Topal Osman ve Yopçuların Nineyi öldürmüşler ve
ölüleri mahsus meydanda bırakmışlar. Geldikleri gibi her bölük
isyanı bastırdık diyerek çekilip yerlerine gitmişler.
Yunan küçük bir devlet olduğu için askeri de az olduğundan her
ilçede asayişi sağlayabilmek için bir bölük asker bulundurmakta
asıl kuvvetleri cephede bulundurmaktaydı.
Acele kaçarken ancak ambardaki karnında, sandıktaki sırtında
olarak kaçan Pazar Köy, Tepe Köy ve Çavuş Köy halkı çok zor
günler yaşadı ve bu acılı günleri yıllar boyu unutmadı. Bereket
o yıl Allah (c.c.) bol mahsul vererek acıları az da olsa
hafifletmişti. Allah (c.c.) kimseye böyle işgal ve acılı günler
göstermesin.
Ordularımız verdikleri meydan muharebesinde Yunan ordularını
dağıtmış süvari birliklerimiz kaçan Yunan askerlerini takip
ederek 9 Eylül 1922 tarihinde çıktıkları İzmir'de denize
dökmüştü. Kurtuluş Savaşı yokluk içinde bir milletin ne
harikalar yaratabileceğini göstermiş. Silah ve malzeme
eksikliğine rağmen içindeki imanla bir yılda aşılmaz denilen
mevzileri bir kaç saatte aşarak düşman ordusunu tarumar etmişti.
Kurtuluş savaşımızın şehitlerine cennet gazilerimize sonsuz
minnet borcumuz var. Başta Baş Komutan Mustafa Kemal Paşa ve
değerli kumanda arkadaşlarını ve kahraman Mehmetçiklerimizi
minnet ve şükranla anarız. Cennet mekanları olsun.
Çanakkale'de İngilizlerin bir alayının Erenköy, Geyikli, Lapseki
ve Karabiga'da birer bölükleri bulunuyordu. İngiliz askerleri
bulundukları yerlerde emanetçi olduklarını bildiklerinden halkla
iyi geçiniyordu. Halkı hoş tutuyorlardı.
1922 yılı Eylül ayının 14. akşamıydı. Osman Efendi Biga'daki
Yunan askerlerinin kaçtıklarını haber alınca hemen köylere haber
göndererek 20-30 silahlı gençle Biga'ya gittiler. Mevcut
kaymakamın müsaadesiyle kaymakamlık makamına oturup Biga
Kasabası'nın idaresini eline aldı. Çingene Ali Çetesi de Biga'ya
gelerek Osman Efendi'ye yardımcı oldu. Bir çok Rum ve Ermeni,
ordularının bozulduğunu öğrenince Biga'dan ayrılmış ve
kaçmışlardı. 16. fırka adlı Yasir Paşa komutasındaki birlikler
18 Eylül 1922 günü Biga'ya geldiler ve askerlerimiz halk
tarafından çiçeklerle "Çok yaşa, varol" bağırışlarıyla
karşılandılar. Ordu Biga'ya gelince Osman Efendi ve mahiyeti
Biga'daki yerlerinden ayrıldılar. Divan-ı Harp kuruldu.
Yunanlılarla birlik olup halka zulmetmiş olanları mahkeme ederek
Biga hükümet meydanına kurulan darağaçlarına asarak
cezalandırdılar.
Askerlerimiz Çan'a Balıkesir istikametinden 17. fırka birlikleri
olarak 21 Eylül 1922 gecesi gelmişler. Ertesi sabah
kalktığımızda büyük, küçük çayırların askeri çadırlarla dolu
olduğu, her tarafın askerlerle kaynadığını gördük. İngilizler
Çanakkale'den çekilmemişlerdi. Çanakkale merkeze bağlı
MAMURETU'L-AZİZ nahiye merkezi Kumarlar Köyüne 17. fırka
yerleşti. Birlikleri civar köylere yerleştirilerek bu kış
böylece geçirildi. Bundan sonra tümen Bayramiç'e kaldırıldı.
Bayramiç'te kışlalar yapılarak buraya yerleştiler.
Geçmiş acı günlerden gerekli olan ders alınmalı ve büyük Türk
Milleti daima birlik ve beraberlik içerisinde bulunmalı. Mutlaka
bilinmeli. Birlikten kuvvet, ayrılıktan yenildi doğar. 29 Ekim
1923 tarihinde Baş Kumandan gazi Mustafa Kemal Paşa, kıymetli
mesai arkadaşlarıyla birlikte çalışarak Cumhuriyeti ilan etti.
Memleketimiz her hususta ilerlemeye ve yükselmeye güzelleşmeye
başladı. Gün be gün daha iyi ve güzele gitmektedir.
Birinci Cihan Harbini takip eden yıllarda ülkede otorite boşluğu
oldu. Bundan birtakım insanlar faydalandılar. Soyguncular,
çeteler çıktı. Bir köyden diğer köye, köyden kasabaya giderken
yolun kenarından uzanan bir namludan dur soyun emri geliyor
yolcular soyuluyordu. Bu eşkıyalık bir süre devam etti. Bu
sıralarda Biga'dan İhsan Çavuşun çetesi Edremit'i bastığı haberi
yayılır. Çan'ın Yeniçeri Köyü'nden Cemal Çavuş, Durali'den
İlyas, Kulfal Köyü'nden Rıfat, Alibey Çiftliği'nden Hüseyin ve
onun arkadaşları Bayramiç'i basmışlar bazı kanunsuz işler
yapmışlar, helvacılara dükkanlarında helvaları parasız olarak
sattırmışlar.
Askerler Bayramiç'e gelince Bayramiçliler kendilerine yapılmış
olan bu yağmacılıktan şikayetçi olmuşlar. Celal Çavuş ve
arkadaşları bir bir yakalanıp Divan-ı Harb'e gönderilmiş,
arkadaşları ise salıverilmişlerdi. Celal Çavuş, suçlu görülmüş
ve idama mahkum edilmiştir. Nihayet ceza yerine getirilmiş.
Celal Çavuş, Bayramiç'te Çarşı cami önünde kurulan darağacında
idam edilmişti. Bayramiç'te bulunan bu askeri birliklerin
askerlerini Biga Şubesinin silah altına alıp bu birliğe
gönderdiği 315 ve 316 doğumlular teşkil ediyormuş. Bayramiç'teki
bu birlik Şark'ta Dersim'de Şeyh Sait tarafından çıkarılan
isyanı bastırmak üzere Şark'a sevk edilmiştir.
Cumhuriyet hükümeti 29 Ekim 1923 kurulduktan sonra her sahada
çalışmalar yapılmaya başlanmıştı. O tarihte Çanakkale Nafıa
Müdürü Enezli bir istihkak subayı olan Mehmet Beydi. Biga yolu
bir taraftan Biga diğer taraftan da Çan'da yapılmaya başlanmış.
Taş, köylülere angariye ile çektirilmiş. Mandalarla çekilen bir
silindir yolun düzelmesinde çalıştırılıyormuş. Çan kısmında
çalışanların başında çavuş olarak Mehmet Efendi bulunuyordu.
Çalışanları kontrol ediyor yevmiyelerini yazıyordu. 15 günde bir
çalışanlara ellişer ve altmışar kuruş yevmiye ödeniyordu. Biga
yolu tali yol olduğundan masrafları vilayet bütçesinden
ödeniyordu. Her yıl bir miktarı yapılarak Çan'dan Ayıtlı Dere'ye
(Etili Köyü yakınında küçük bir dere) kadar olan 13 km.lik
Çanakkale şosesi ihaleye çıkarılmış mühendis Hikmet Bey
tarafından yapımına başlanarak çok kısa bir zamanda ikmal
edilmiş. Çan büyük köprüsü ile Durali Köprüleri'nin (iki ayrı
köprü) yapımını SAFERHA Şirketi' Mühendis Kamil, Mühendis Halit,
Mühendis Ferruh Beyler almışlar üç köprüde birden çalışmışlar.
Çan-Kurudere arası 22km. olan yol menfezleri istinat
duvarlarının yapımını mühendis Hikmet Bey alarak Trabzon ve
Rize'den getirdiği binlerce işçi ile yapımına devam etmişler.
Ayıtlı Dere'den Çanakkale’ye kadar olan 61 km. kısmını tesviye
ve menfez istinat duvarlarının yapımını mühendis İbrahim Begoviç
Bey almış ve ikmal etmiş. Bu kısmın silindiraj işlerini mühendis
Zeynel ve kardeşi alıp yolu yapmışlar.
Çanakkale Balya Yolu'nun 138 km. kısmı 29 Ekim 1933'te
Cumhuriyet'in onuncu yılı bayramında Çanakkale'de ve Balya'da
yapılan törenlerle milletin hizmetine açılmıştı.
Bu yolun Gazi hazretlerinin emrettiği zamanda yapılıp
bitirilmesi için 14 tane silindir makinesi gece gündüz
çalıştırılmıştı. O tarihte yol yapımında kullanılan makineler
olmadığından bu yol kazma, kürek ve insan gücüyle yapılmış.
Genelkurmay 8 Kasım 1932 günü Çanakkale'ye gitmek üzere
Balıkesir'den sabahleyin hareket eder. Genelkurmay başkanımız
Mareşal Fevzi Paşa yolun halen yapılmakta olması ve sabahtan
beri de devamlı yağmurun yağmasından dolayı Çan'a akşam geç
saatlerde gelmişler. Mareşal Fevzi Paşa ve mahiyeti Doktor
Muammer Bey'in, Ali Hikmet Paşa ve mahiyetleri de Osman
Efendi'nin evlerinde misafir edilip ağırlanmışlar. Ertesi gün
hava açılınca Çanakkale'ye gitmek üzere Çan'dan ayrılıp
gitmişler.
Çanakkale Balıkesir yolunun yapımı hükümet ve Balıkesir
Çanakkale Valileri için büyük bir başarıydı. Cumhuriyet'in
onuncu yıl dönümü bayramı yurtta ve bilhassa Çanakkale'de halkın
coşkularıyla kutlanmış. "ÇIKTIK AÇIK ALINLA" adlı marşı her
tarafta söylenmiş. Bu marşın sözleri herkesi coşturmuş ve hala
da coşturmakta.
1934 yılı Mart-Nisan aylarında "VATANDAŞ TÜRKÇE KONUŞ, VATANDAŞ
TÜRKTEN ALIŞ-VERİŞ YAP" kampanyası başlatılmış. Çanakkale ve
Gelibolu'nun yarısını Yahudiler oluşturuyormuş. Buraların
ticareti de Yahudilerin elindeydi. Yahudilerden alış-veriş
yaptırmamak için Yahudi dükkanlarının yakınlarına nöbetçiler
konmuş ve Yahudilerin dükkanlarına girecek olanlar geri
çevrilmiş.
Yahudiler bu durumu Birleşmiş Milletlere şikayet etmişlerdi.
Buradan gelen baskı üzerine Trakya Umumi Müfettişi Dr. İbrahim
Tatlı Bey durumu incelemek için Gelibolu'ya ve Çanakkale'ye
gelmişler. Çanakkale'den de vali Süreyya Bey'le birlikte Çan'a
geçmişler. Bu sırada Çan Gücü İdman Yurdu Temsil Kolu "İSTİKLAL"
adlı piyesi sahneye koymak üzere çalışıyorlardı. Nahiye müdürü
Zihni Bey aracılığı ile vali bey ve umumi müfettiş şerefine
gençlerin bir temsil vermek istedikleri söylenmiş, isteğin kabul
edilmesi üzerine hemen hükümet meydanında bir sahne kurularak
temsile hazırlanılmış. Sahne İstiklal Marşı ile açılmış
ardından;
"Çanakkale dağlarında çiçekler açar,
Kahraman ordumuz ateşler saçar."
Marşından sonra Reşat Nuri Güntekin tarafından yazılmış bulunan
"İstiklal Piyesi" başarı ile temsil edilmiş. Bu durumdan
bilhassa Çanakkale Valisi ve misafiri Umum Müfettiş Dr. İbrahim
Tatlı Bey memnun kalmışlardır. Bunun üzerine Vilayetten Vali Bey
ve umumi müfettişi Yahudi meselesiyle ilgili vazifelerinden
alınmışlar. Dr. İbrahim Tatlı Bey Diyarbakır'daki müfettişliğe
gönderilmiş, yerine de İzmir valisi Kazım Dirlik umum
müfettişliğine getirilmiştir. Gerek İbrahim ve gerekse Kazım
Dirlik Mustafa Kemal Paşa Bandırma Vapuru ile Ordu
müfettişliğine giderken mahiyeti idiler.
Yunanlıların Çan Baskını;
Balıkesir, Gönen, Bandırma, Biga, Ezine, Bayramiç, Ayvacık gibi
civar vilayet ve kazalar Yunan kuvvetleri tarafından işgal
edildiği halde, Biga'ya bağlı ve otuzüç kilometre mesafedeki Çan
nahiyesi, beş ay geçtiği halde henüz işgal edilmemişti. Buna
sebep de Çanlı Osman Efendinin bütün bucak köyleriyle anlaşarak
kuvvetli bir teşkilat ve ittifaka bağlanarak müdafaaya karar
vermesiydi. Bu hal Yunanlılardan ziyade Anzavur'un nüfusuna
indirilen bir darbe sayılıyordu ki Anzavur bu sebepten üzüntü
içindeydi.
1337 (1921) Ocak sonlarında Anzavur, Biga işgal komutanına,
Osman Efendinin Biga'yı basmağa hazırlandığını söylemiş ve ikna
etmişti. Bu tehlikeyi önlemek maksadıyla Yunan komutanı, yedi
makinalı tüfekle müsellah, kuvvetlice bir müfreze göndererek bir
sabah Çan bucağı sarılmıştı. Bu baskında Çan telgraf memuru olan
bir Arnavut ile İrakli adında bir Rumun, Yunanlılara Osman
Efendinin de bucakta bulunduğunu ve içerde silahlı kuvvet
olmadığını, gizlice haber vermeleri Yunanlılara cesaret
vermiştir.Bucağın çevrilmesiyle orada bulunan halk, evvela
yolunu bularak Osman Efendiyi kaçırmaya muvaffak olmuş ve iki
taraflı yapılan müsademede silah seslerine civar köylerden akın,
akın silahlı kuvvetler yetişmiş ve bucağı çemberleyen Yunan
kuvvetleri sımsıkı sarılmıştı.Osman Efendinin bizzat idare
ettiği beş-altı saatlik bu müsademede, gelen kuvvetli Yunan
müfrezesinden ancak yirmi kişi kadar kurtulabilmiş, gerisi
tamamen imha edilerek bütün silahları da milis kuvvetlere
kalmıştı. Şimdi bundan sonra daha büyük mikyasta
bir baskın bekleniyordu. Bu sırada bir de eşkiya belası vardı.
Ezine mıntıkasında Arnavut Aziz ve Sadık Çeteleri birleşmiş,
merhametsizce köylere baskın yaparak, Yunanlılarla teşriki mesai
şeklindeydi. Çan köylüleri bunlara karşı da tertibat almak
zorunda kalmıştı.
Bu baskından bir hafta sonra idi ki Ezine, Bayramiç ve
Biga'daki Yunan kuvvetleri dört koldan Çan üzerine yürüyüşe
geçmişlerdi. Osman Efendi bu dört kola da tertibat almış,
vaziyetin inkişafını bekliyordu. İşte bu taarruz Edremit'ten de
yürüyen Yunanlıların top sesleriyle ilk olarak haber alınmıştı.
Edremit istikametinden Çan'a yolu üzerinde Semedeli
köyüne çarpan Yunanlılar Kanlıdere'de bu köylünün kuvvetli bir
müdafaasıyla karşılaşmıştı.
Bu köylüler Yunan kuvvetlerine bu derenin "kanlı"
kelimesine yaraşan bir kahramanlıkla orada mühim zaiyata
uğratmış, şaşkına çevirmişti. Ne yazık ki arkadan yetişen topçu
etrafı yakmaya başlamış, bu kahraman köylü çil yavrusu gibi
dağılarak Çan'a iltica etmişti.Diğer kuvvetlerin de, Çan üzerine
yürümesiyle, bütün bucak halkı mal ve canlarının kaygısı ile
dağlara sığınmış, Osman Efendi de Gelibolu'daki Fransız
mıntıkasına geçmiş, Yunan kuvvetleri müdafaasız kalan nahiyenin
evlerini tamamen yakmış, mallarını yağma etmiş, Anzavur Paşa da
bu suretle hem Osman Efendi'den ve hem de Türk köylüsünden
intikamını almıştı"
Bu hatıralardan da anlaşılacağı gibi; Yunan işgaline tam
bir direniş gösteren ve bu direnişin bedelini de tamamen
yakılıp, yıkılmakla ödeyen bölgedeki tek yerleşim birimi
Çan'dır. Çanlı Osman Efendinin ve Çanlıların Milli Mücadeleye
katkıları Yunanlıların bölgedeki işgalinin bittiği 18 Eylül 1922
tarihine kadar sürmüştür.
Osman efendi :
Çan'da yetişen büyüklerdendir. Çan'da Müdafaa-i Hukuk
Cemiyeti'ni kurmuştur. Daha sonra Kuva-i Milliye'ye asker
toplamada yardımcı olmuştur. Akbaş Cephaneliği'nin boşaltılıp
Anadolu'ya taşıtılmasında Edremitli Hamdi Bey'in yanında yer
almıştır. Osman Efendinin babası Çan'ın ileri gelenlerinden
İlyas Ağa, annesi Adile Hanım'dır. Habibe Hanımla evlenen Osman
Efendi'nin; Zekiye Ünzüle, Remzi, Mustafa Niyazi isminde üç
çocuğu olmuştur.15 Mayıs 1921'de Çan'a baskın yapan Yunan
birliğini imha eden Osman Efendi 24 Mayıs 1921'de Yunanlıların
Çan'ı işgalinde kadın elbisesi giydirilerek
kaçırılmıştır.Kurtuluş Savaşına katkılarından dolayı "İstiklal
Madalyası" ödüllendirilmiştir.İl Genel Meclisi Üyeliği de yapan
Osman Efendi soyadı kanunu çıkınca ÇANERİ (Çan Askeri) soyadını
almıştır.Atatürk'ün de yakından tanıdığı Osman Çaneri,
Çanakkale-Balıkesir yolunun yapılmasında, bu yolun Çan'dan
geçmesinde de büyük hizmetleri olmuştur.
CUMHURİYET DÖNEMİ
Çan, tam anlamıyla bir Cumhuriyet ilçesidir. Cumhuriyetin
doğuşunu hazırlayan Milli Mücadeleye katkıları ve bu uğurda
tamamen yakılıp yıkılmasının bir ödülü gibi yüzyıllardır nahiye
olarak kalan Çan, 1945 yılında ilçe yapılmıştır. Çan tarihinin
kuşkusuz en önemli olaylarından biri de Mustafa Kemal
Atatürk'ün, Cumhurbaşkanı sıfatıyla şehri onurlandırmasıdır.
ATATÜRK ÜN ÇAN A GELİŞİ
15 Mayıs 1934 Pazartesi
Atatürk'ün Çanakkale'den gelip Balıkesir'e geçeceği bir tamimle
bütün köylere duyurulmuş, köylülerin köy yolunun şoseye
birleştiği noktada toplanmaları, mümkünse tak kurulması
bildirilmişti. Bunun üzerine Pazar Köy Muhtarlığı şimdiki Çan
Linyit İşletmeleri Sosyal Tesisleri binalarının kapısı hizasında
bir tak kurdu.
Çanakkale Valisi Süreyya Bey, Belediye Başkanı Veli Bey,
Biga Kaymakamı Hikmet ARAR, Belediye Başkanı Raşit USUMİ, Çan
Nahiye Müdürü Zihni DAMAR, Merkez Pazar Köy Muhtarı Kazım Çavuş
(Yedek Top. Teğm.) Atanın geleceğini halka duyurup yol
kavşağında takın yanında toplanacağını ilan etmişlerdi.
Erkekler takın önünde, kadınlar Otuzbir'in erik ağacının
yanında toplandılar. Biga Ortaokul öğrencileri, İsmail
Ertuğrul'un evinin önünde, Pazarköy İlkokulu Öğrencileri
başlarında başöğretmen Kamil Bey, Öğretmen Mehmet Bey, Öğretmen
Ferhunde Hanım, Öğretmen Vekili Ayşe Hanım'la birlikte yol
kavşağının batısında yer aldılar. Biga kaymakamı ve daire
müdürleriyle ileri gelenleri, Çan Nahiye Müdürü, memurları,
ileri gelenleri, Biga'dan gelenlerden sonra yerlerini almıştı.
Saat 10 sıralarında bir araba geldi...İçinden 4-5 tane
genç indi. Arkadan gelen ikinci, üçüncü arabadan emniyet müdürü
ve resmi polisler indi. Ak çeşmenin yanından art arda bir çok
arabanın geldiği görüldü. Takın önünde duran arabadan Vali ile
Atatürk indiler ve halkı selamladılar.
BİR İKTİBAS
- Tarihten bir yaprak
- İran Şahı'nı hayrete düşüren olay
ATATÜRK VE KAN VE ÇANAKKALE KİRAZLI'DA BİR HATIRA
İran Şahı Rıza Pehlevi 1934 yılı Haziran ayında Türkiye' yi
resmen ziyaret etmişti. Atatürk tarafından büyük bir dostlukla
karşılaşan Şah'ın bu ziyaretiyle ilgili büyük bir program
uyarınca konuk İran Şahı, Atatürk ile birlikte Ankara'dan
İzmir'e, oradan da Balıkesir yoluyla Çanakkale'ye
gitmişti.Çanakkale yakınlarındaki Kirazlı mevkiinde kurulan
büyük bir askeri garnizon binasının temel atma töreni de iki
dost ülkenin devlet başkanlarının ziyareti gününe tesadüf
ettirilmiştir.
Atatürk burada önce askeri birlikleri ikiye ayırarak
küçük bir manevra yaptırmış, sonra da şah ile birlikte üstü açık
bir otomobile temel atma töreninin yapılacağı yere
gelmiştir.Temeli, iki devlet başkanının imzalarını taşıyan bir
kağıt konulmuş, sonra da oraya bir koyun getirilip kurban
kesilmesi ameliyesine geçilmiştir. Töreni üstü açık otomobilden
Şah Rıza Pehlevi ile birlikte izlemekte olan Atatürk'ün birden
yerinden kalkıp bağırdığı işitilmişti:
"Durunuz..."
Herkes gibi İran Şahı da şaşırmıştı. Bir an duraklayan
Atatürk sonra başını ters tarafa çevirerek konuşmuştu:
"Şimdi yapacağınızı yapınız"
ve bundan sonra kurban kesilmişti.
Şah, Atatürk'ün bu hareketi karşısında şaşkınlığını
gizleyememişti:
"Hazret-i Gazi..."diye söze girecek olmuştu.
Atatürk acı bir gülümseyişle Şah'a bakmıştı:
"Haa... O başka meseledir. Şah Hazretleri demişti. "Öyle
yerlerde cesetlerin üzerinden atlayarak giderim"İran Şahı Rıza
Pehlevi bir şey söylememişti. Fakat bakışlarında daha büyük bir
şaşkınlık ifadesi okunuyordu. Atatürk tekrar etmişti:"O bambaşka
bir iştir Şah Hazretleri..."Sonra iki dost devlet başkanı, aynı
otomobille Çanakkale'ye gitmek üzere temel atma töreninin
yapıldığı Kirazlı'dan ayrılmışlardı. Fakat İran Şahı yine de
onca savaş meydanları görmüş bir kumandanın kan görmeye tahammül
edememesini anlayamamıştı bir türlü...Bu tören temel atma değil:
Açılıştır, zira temel 1931' atılmıştır. İmzalı şişe esas ana
bina temellerine değil, ek bina temellerine konulmuştur.
ÇAN'IN İLÇE OLUŞU
Çan İlçe olacak diye söyleniyordu. Bir de görüldü ki Çan'dan;
Çınarcık, Sazak, Yukarı Karışıklar, Aşağı Karışıklar, Çal, Davut
Köy, Torhasan ve Güveyler köyleri Balya'dan; Pazar Köy Nahiyesi
köyleriyle Edremit'ten; Hamdibey Nahiyesi köyleriyle alınıp
Gönen ilçesinin Çakır nahiyesine bağlı Yenice Köyü merkez olmak
üzere 1 Haziran 1936 tarihinde Yenice kazası kurulmuş ve hizmete
başlamış.
Trakya Umum Müfettişi Kazım Bey Çan'ı çok severmiş ve Çan'ın
ilçe olması için çalışmış. Bir gün Edirne Umum Müfettişliği'nden
gelen bir telgrafta Çan'ın kaza olduğu müjdelenmiş. Aradan bir
hafta on gün geçmiş Çan'ın yerine Balıkesir'in İvrindi Nahiyesi
ilçe olmuş. Çan da Halk Partisi olarak ve Çan Halk Odası olarak
dikkati çekecek atılımlar yaptı. Milli ve dini bayramlarda başta
Cumhurbaşkanı, Başbakan, İçişleri Bakanı, Halk Partisi Genel
Sekreterliği'ne kutlama telgrafları çekiliyordu. Parti
kongrelerinde Çan'ın dileği olarak ilçe olmasını istemişler ve
bunu kongre kararına bağlatıyorlarmış.
1 Eylül 1939 gecesi Almanların Danzik'e saldırması sonucu
devletimiz yedi kurayı kısmi seferberlik olarak silah altına
aldı ve harp büyüdü. Her taraftan milyonlarca insan öldü.
İngilizlerin, Fransızların, Türkiye'yi harbe sokmak için
yaptıkları çalışmaları fayda etmedi ve Türkiye İkinci Cihan
Harbine girmedi. Çünkü Birinci Dünya Harbinden gerekli olan
dersi almıştı. Allah'ında yardımıyla dört yıl devam eden bu
büyük harbin dışında kaldık. Ama her dakika harbe hazır olmak
şartıyla. Bu büyük harbin yurdumuzda da tesirleri görülmüş ,
bazı şeylerin sıkıntıları çekilmişti.
24 Haziran 1945 akşamı Halk Odası Salonu'nda toplanmış bir grup
Türk haberleri dinliyormuşlar. Adlarını saydığı Çan'ın da içinde
bulunduğu sekiz nahiyenin 1 Ağustostan itibaren ilçe olmaları
hakkındaki kanun Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde kabul edildiği
haberi salondaki bütün insanları sevince boğmuş. O tarihte Halk
Odası Salonu'ndan başka yerde radyo bulunmadığından genç ihtiyar
haberleri dinlemek için müsait olan Halk Odası Salonu'nda
toplanıyormuş. Ertesi akşam "Dün mecliste kabul olunan 8
nahiyenin ilçe olması hakkındaki karar Cumhurbaşkanı tarafından
onaylanarak kanun oldu ve o günkü resmi gazetede yayınlandı."
haberini duyan halkın sevinci bir derece daha arttı. Hazırlıklar
yapılarak Çan Nahiye Müdür Vekili Halil Bey, Etili Nahiye
Müdürü, Jandarma Komutanı Etili'ye bağlı köy muhtarlarının Çan
köyleri muhtarlarının iştirakleriyle ilçe olma sevinci bayram
havası içinde kutlandı. İlgili makamlara teşekkür ve bağlılık
telgrafları çekildi.
İlçeye ilk memur tahrirat katibi olarak nahiye müdürlerinden
Fuat Ülkü Bey geldi. Gerekli hazırlıkları yaptırdı. 1 Ağustos
1945 Çarşamba Günü Çanakkale Valisi Avrupa'da gezide olduğundan
vali yardımcısı ve vekili Çan'a geldi.
Harman zamanıydı. Köylülerin geneli çiftçilikle uğraştıklarından
ilçenin açılış töreninde çok az insan vardı. Kalabalığın
çoğunluğunu gençler ve çocuklar oluşturuyordu. Vali Bey'in
konuşmasından sonra parti başkanı Çan Halk Odası Başkanı bir
konuşma ile Çan'ın ilçe olmasında emeği geçenlere Çanlıların
minnet ve şükranlarını saygı, sevgilerini belirten konuşmasından
sonra hükümet konağı cümle kapısındaki kırmızı beyaz kurdelalar
Vali Yardımcısı tarafından kesilerek birinci, ikinci oda
tahrirat katipliği, üçüncü oda nüfus dördüncü oda da tapu memuru
müdürlüğü ve diğer memurluklara ayrılmış.
Adliye özel idare hükümet tabipliği ve askerlik şubesi için
başka binalar kiralanmış. Kaymakam Vekili olarak İstanbul Maiyet
Memurlarından Burhan Ünsal Bey gelinceye kadar kaymakam
vekilliğini tahribat katibi Fuat Ülkü Bey'i yaptı. Burhan Ünsal
Bey'in gelişi gecikince yerine Gaziantep Vali Vekili İslam Ferit
Öztürk Bey geldi. İslam Ferit Bey 1947 yılında emekli olarak
ayrılınca yerine Ahmet Ceylan geldi. O ayrılınca birkaç ay
Vilayet Maiyet Memurları'ndan Kemal Şen vekalet etti. Daha sonra
Kaymakam Haluk Yergök geldi. O ayrılınca yerine Ekrem Berk
geldi. Dört yıl kadar görevde kaldı. O Gelibolu Kaymakamlığı'na
nakil edilince yerine M. Zekai Gümüş Diş geldi. M. Zekai Gümüş
Diş Ayvacık Kaymakamlığı'na gidince yerine Nevzat Küçük Öztürk
Bey geldi.
27 Mayıs 1960 ihtilali oldu. Kaymakam Belediye Başkanı olarak
Jandarma Binbaşı Nuri Tınal Bey geldi. İdarede çok sert
davrandığından onu alıp yerine Muhabere Yarbay Neşet Baykurt
Bey, onun ayrılmasıyla yerine kısa bir süre Jandarma Yüzbaşı
Emin Bey, onun yerine gelen Jandarma Asteğmen Ahmet Elbeyli
geldi. Daha sonra da kaymakam olarak Hayati Yasa, onun
ayrılmasıyla Mustafa Taş, Selahaddin Bey ve Emin Payar Beyler
Çan Kaymakamlığı makamında bulundular. Çan'a kıymetli hizmetler
verdiler. Şu son altı yıldan beri Çan kaymakamlık makamında
Hasan Bağcı bulunmaktaydı. 1998 yılının başlarından beri de Çan
kaymakamlık makamında Şükrü Görücü bulunmaktadır. Hasan Bağcı
Çan Halkı'na dolu dolu altı yıl hizmet etmişti. Bundan sonra da
Şükrü Görücü'nün Çan Halkı'na dolu dolu nice uzun yıllar hizmet
edeceğine inanıyoruz. Güzel Çan'ımız yeni kaymakamımızla ve
Cumhuriyetimizin ışığıyla daha da güzelleşecek, ilerleyecek,
kültür seviyesi yüksek, çağdaş bir ilçe olacaktır. Ben buna
bütün kalbimle inanıyor ve bizlere bu yüce Cumhuriyeti hediye
eden büyük kurtarıcı Gazi Mustafa Kemal Paşa'mı bir kez daha
minnetle anıyor ve "Sen rahat uyu ATAM!" demek istiyorum.
Çan'a gelen ilk hakim Sabri Erdem, ilk ceza savcısı Mazhar
Budak, ilk mal müdürü Nazmi Armağan, ilk nüfus memuru Hakkı Şen,
ilk tapu memuru Muharrem Bey, ilk hükümet tabibi Münir Dirlik,
özel idare memuru Sabri Bayraktar, ilk adliye baş katibi Şükrü
Yalçın Kaya gelmişler ve Çanlılar'a hizmet vermişlerdi.
Çan ilçe olunca Pazar Köy Muhtarı Eyüp Yonar belediye seçimi
oluncaya kadar Çan Belediye Başkan Vekili olarak hizmet etmişti.
Belediye seçimi 19 Ağustos 1945 pazar günü yapıldı. Belediye
meclisi üyeliklerine seçilmiş bulunan 12 üye aynı akşam
toplanarak ittifakla aralarından Niyazi Çaneri'yi başkanlığa
seçmişlerdi. Ayrıca daimi encümen bütçe komisyonu ve diğer
komisyonları oluşturdular.
Kasaba küçük, gelirleri az olduğundan belediye için bir muhasip,
bir katip, bir veznedar, bir zabıta memuru, bir tahsildar, bir
odacı kadrolu işçi olarak alındı. Katip veznedarlığa Şükrü
ÖNDER, zabıta memurluğuna Mehmet ÖZ, odacılığa Latif AYDIN’I
tayin ederek belde vazifelerinde de çalışmalar yapılmaya
başlandı. İl Genel Meclisi için seçim yapılmamış Biga İl Genel
Meclisi üyelerinden Çanlı Kazım ÖZYURT seçime kadar bu vazifeyi
sürdürmüştür.
Niyazi ÇANERİ 1946 seçimlerinde de belediye başkanlığını
kazanarak görevini Ekim 1950 tarihine kadar sürdürdü. 1946 yılı
seçimlerinde Küçüklülü Murat YILMAZ Demokrat Parti'den, Niyazi
ÇANERİ de CHP'den il genel meclisi üyeliklerine seçildiler. 1950
Yılı seçimlerine kadar bu vazifelerde bulundular.
Memleketin bir çok şehir ve kasabalarında Halk Evleri açılmış
milleti daha iyiye, güzele ve daha doğruya götürmek için
çalışmalar yapmışlardır. 19 Şubat 1939 tarihinde Halk Evi
açılmayan kasabalarda da Halk Odaları açılması öngörülerek ilk
defa açılan 142 Halk Odası içinde Çan Halk Odası da açılarak
hizmete geçmiştir. Köycülük, spor, temsil, kütüphane, yayın gibi
kollarda hizmet veren halk odamızın bilhassa temsil kolu çok
çalışmış ve Şeriye Mahkemesi, İstiklal, Himmet'in Oğlu, Para
Delisi, 30 Ağustos, Alparslan adlı piyesleri sahneye koyarak
halkı uyandırmaya, bilgilendirmeye çalışmıştır.
Çan'da ilk spor kulübü Öğretmen Koca İsmail, Öğretmen Ali OĞUZ
ve arkadaşları tarafından 1927 tarihinde Çan Gücü İdman Yurdu
adıyla açılarak faaliyete geçmiştir.
1933 ve müteakip yıllarda Balıkesir'den İnanöz firması diğer
otobüs firmaları ile rekabete girerek Çan-Çanakkale arasında 75
kuruşa yolcu taşımışlardır. Çan'dan Balıkesir'e 150 kuruşa yolcu
taşımışlardır. Bu otobüsler her sabah yarım saat ara ile
Balıkesir'den Çanakkale'ye, Çanakkale'den de Balıkesir'e hareket
ediyorlardı. İzmir Postası adıyla ayrı bir Posta Otobüsü her gün
saat 16.00-17.00 sıralarında Balıkesir'den Çanakkale'ye hareket
ediyordu. Bu otobüs Çan'da mola vererek yolcuların akşam
yemeklerini Çan'da yemelerini sağlıyordu. Mustafa AKALIN ve
Yusuf ÖZKAN’IN lokantaları bu hizmeti görüyordu.
ADININ NERDEN GELDİĞİ
İlçe arazisi etrafı tepelerle çevrili çukur havza
niteliğindedir. Arazi orman ve makilerle kaplıdır. İlçeye sanayi
tesisleri kurulmadan önce halkın geçim kaynağını hayvancılık
oluştururdu. Daha çok da küçükbaş hayvancılık.İlçe merkezinde
çok eski yıllardan bu yana Pazar kurulmaktadır. Pazarda
hayvanların boyunlarına takılan ÇAN en çok satılan eşyalar
arasındaydı. Kervanlarla çan gelir, Pazar yerine çan reyonları
kurulurdu. Çevre köy, ilçe ve illerden pazara çan almak için
gelinirdi. ÇAN adının ilçeye buradan geldiği sanılmaktadır.
İLÇEDEKİ TARİHİ KALINTILAR
İlçede planlı bir tarihi kazı yapılmamıştır. Başka amaçla
yapılan kazılarda Yunanlılar, Romalılar, Bizanslılar ve
Osmanlılar devrinden kalma lahit, işlemeli taş, mezar kitabesi,
küp, tuğla ve benzeri kalıntıları rastlanmaktadır. Ayrıca küçük
çapta höyük ve mezarlar bulunmakta içlerinden çanak, çömlek
cinsinden eşya çıkmaktadır. 1953 yılındaki depremde kaybolan Çan
Kaplıcasının suyunu bulmak için yapılan kazıda M.Ö. 3 asırdan
kalma mühür ve bakır paralar bulunmuştur.Çan Duman Köyü'nde hak
arasında Gavur Tepesi olarak adlandırılan mevkiindeki kazılarda
Roma, Bizans dönemine ait kalıntılar bulunmuş, Söğütalan Köyü 'n
de M.S. 111. yüzyıla ait beyaz mermer stel bulunmuş Çanakkale
Müzesi'ne teslim edilmişlerdir.Osmanlılar Çan yöresini 1364
yılında ellerine geçirdikten sonra buraları Emir Sultan adında
bir valinin yönetimine girer. Çan'da ilk yapılan camiye Emir
Sultan Camii adı verilir. Bu caminin ne zaman yıkıldığı
bilinmemektedir. Daha sonra yerine Hacı Emin tarafından cami
yapılır o da 1921 yılında Yunan işgalinde Yunanlılar tarafından
yakılır.Çanakkale Vakıflar Müdürlüğü kayıtlarına göre Elhaç
Mehmet Emin Efendi (Çan'a önemli hizmetleri olan zat) vakfına
ait Muharrem 1209 tarih 2005 sayılı bir kıt'a vakfiye ile
müesses Çan İlçe merkezinde, Helvacı Köyü'nde, Küçüklü Köyü'nde,
Büyükpaşa Köyü'nde, Karakoca Köyü'nde, Küçüktepe Köyü'nde,
Şerbetli Köyü'nde birer camii yaptırdığı belirtilmekte. Bu
camiler yıkılmış yerlerine yeni camiler yapılmış olup
kalıntıları yok edilmiştir. Taşlarının bazıları yeni cami
duvarlarında kullanılmıştır.Mezarlıklarda da Osmanlı mezar
işçiliğine ait örnekler bulunmaktadır. Çan Seramik Fabrikaları
yanında bulunan eski Çan mezarlığında kitabeli büyük beyaz
mermer mezar taşları bulunmaktadır. Kitabeleri çevrede iyi bir
Osmanlıca bilen bulunamadığından okutturulamamıştır. Çarşı Camii
yanından getirildiği ve Çan'a önemli hizmetlerde bulunan Hacı
Emin (Elhaç Mehmet Emin Efendi) ile aile fertlerine ait olduğu
söylenmektedir. Taşlarda miladi binyediyüz, binsekizyüzlü
tarihler bulunmaktadır.Yunan işgalinde yanmayan ve 1953
depreminde yıkılmayan bazı köy evlerindeki ağaç işlerinde
Osmanlı Dönemi süsleme sanatını yansıtan el işçiliği,
camilerinde o dönemden kalma halı ve kilimler bulunmaktadır.
(Eski halı-kilim toplayanlar, pazarlamasını yapan antikacılar bu
halı-kilimleri toplamaktadırlar).
Kocayayla-Dondurma köyleri arasındaki Sapan Tepe'de kale
kalıntıları bulunmaktadır. Bu kalenin Roma döneminde yapıldığı,
Osmanlı döneminde de kullanıldığı sanılmaktadır. İç kale
duvarları arası yaklaşık 100 m. dış kale duvarları tepenin
eteğini çevirmiş durumda. Her tarafta yıkık duvarlar, inşaattan
çıkmış taşlar var. Kale defineciler tarafından talan edilmiş,
tabiat olayları da kalenin kalıntılarını yok etmektedir.
|