|
KAZ DAĞLARI YÖRESİ EFSANELERİ ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA
Doç. Dr. Metin KARADAĞ
Halk edebiyatı ürünlerinin sosyal yapı ve toplumsal
işlevleri üzerine Batı’da birçok, ülkemizde de bazı
çalışmalar yapılmıştır. “Halk Edebiyatı” adı altında çok
geniş bir kavramla dizgeleştirilen ürünler bütününün,
davranışlar kaynağı olarak gösterilebileceğimiz gelenek
olgusu ile birlikte ele alınması toplumsal ve sosyal
incelemelere kolaylık sağlamaktadır.
1. Geleneksel sorunu yalnızca bizi değil öteki batı
ülkelerini de derinden etkilemiş bir kavramdır. (...) Batı,
geleneksel olgusunu, hem kendi içinde hem de kendi dışında
yaşıyor. Batı, gelenek sorununu hem bir ‘kült’ olarak
yaşamıştır, hem bir gerçekçilik olarak algılamıştır, hem de
ona ‘içerden’ bakmıştır.
Gelenek sorunu dolaylarında irdelediği olguların hiç
birisini Batı kendisine (Batı’ya) özgü gerçekliğinden
kopararak ve onunla yabancılaşarak ele almamıştır. Doğal
olarak bu Batı’nın kendisine, bilincine ve dizgeselliğine
ters düşmemesi demektir ki, Batı’nın (özüyle) çelişmemesi
anlamına gelir. 1
Bizde ise gelenek konusundaki yaklaşımlar ya bir
koleksiyonculuk anlayışı içinde gerçekleşmiş ya da nostaljik
değerlendirmelerle ele almıştır. “Oysa...gelenek sorunu(..)
bir toplumun kendisine ve kendisi diye tanımlanan
dizgeselliğe kendi ‘içinden’ değil, ‘dışından’ bakmasını
aşma çabasıdır.”2
1.1. Türk toplumu, Batı’nın Rönesans-Aydınlanma
gibi kültürel ve düşünsel boyutlu çok etkili toplumsal
değişmeleri geç yaşamakla birlikte, gelenekler dizgesi
içinde bir süreklilik göstermektedir. “Halk davranışı, yani
törensel ve anonim olma eğilimi mantığının azalması ve
mistik inanışının artması ile doğru orantılı olduğu kuralını3
kabullenirsek geleneksel dizgesinde gevşemeyi de doğal
karşılayabiliriz. Ancak, onların sosyal ve toplumsal
boyutlarının ortaya konması da yüzyıllar boyunca insanlara
yön vermiş olguları yakalamak demektir
1.2. Kökleri yüzyıllar öncelerine dayalı, inanç kaynaklı
efsanelerin ve bunlara bağlı geleneklerin incelenmesiyle
“günümüzde” bir sonuca varmak zor gibi görünmektedir.
Ancak, bir araştırmacının dediği gibi, “bugünün hızla
gelişip rasyonelleşen dünyasında insanların irrasyonel
davranışlarına bakarak dünün eski değerlerini ve onların
bugün aldıkları şekli görmek, bu arada eskinin ışığında
yeniyi anlamak mümkün oluyor.”4
1.3. Çeşitli derleme çalışmaları yaptığımız Kaz
Dağları yöresi efsaneler, geleneklerle iç içe yaşmaktadır.
Bu çalışmamızda yöre efsaneleri üzerinde Prof. Dr. Paul
Magnarella’nın “İşlev Kuramı” ve Prof. Dr. Bilge
Seyidoğlu’nun “Erzurum Efsaneleri” (Erzurum 1985) adlı
çalışmasındaki toplumsal işlev hakkındaki görüşlerini
uygulamaya çalışacağız.
2. “Prof. Dr. P. Magnarella, Batı’da Levi-Strauss,
Victor Turner ve diğerleri tarafından ele alındıktan sonra
da moda ‘tip ve sembolik analiz yaklaşımını geliştirmiştir.
Magnarella gelenekleri, hareketlerin, sarmalanmış
davranışların, kelimelerin ve uygarlık içinde kazanılmış
çevrede gelişsen fiziksel, sosyal, kültürel, ruhsal, sağlık
ve ekonomik vs. gibi kombinasyonlarla biçimlenen objelerin
standart dizisi olarak belirlenmiştir.”5
Geleneği oluşturan bir çekirdek (ya da başat) unsur ile
yardımcı (instrumantal) unsurlardan hareket eden Magnarella,
dört ana işlev belirlemiştir:
1. Ruhsal işlev.
2. Yaradılış-Kehanet (bilicilik) işlevi,
3. Kuramsal işlev,
4. Pratik (uygulama) işlevi.
Bu dört ana işlece ek olarak belirli insanların
gelenek-inanç sistemleri, kendilerinin toplum ve kültürleri
hakkındaki spesifik konulara ait ifadeler de dikkate
alınmaktadır.6
2.1. Prof. Dr. Bilge Seyidoğlu ise, efsaneler
üzerindeki araştırmaları sonucunda, onların:
1. Gelenek ve görenekleri koruyucu-koruyucu
olmaları,
2. Topluma yön vermeleri,
3. Oluşturdukları yere anlam kazandırmaları,
4. Koruyucu ve sağaltıcı işlevleri üzerinde
durmuştur.7
2.2. Araştırmamızdaki yöre, Güney Marmara
Bölgesi’ndeki doğudan batıya uzanan Kaz Dağlarının,
Kuzeyde Çanakkale ilinin Çan ilçesi ile güneyde
Burhaniye-Edremit-Behramkale arasıdır.
2.3. Bu yöreye Oğuz aşiretlerinin gelmeleri,
Anadolu Selçuklu Devleti’nin kuruluşu ile gerçekleşmiştir.
“Uç beylikleri döneminde gördüğümüz bu aşiretlerden
‘Germiyanlı Türkmenleri 1270’li yıllarda yörede görülmeye
başlanmıştır. Selçuklu Devleti’nin “Uç Beyi” olan Alişar
oğlu Yakup Bey, Türkmenler’e yeni yurtlar açmak için Bizans
arazisine akınlar yapmıştır. Daha sonra Karesi Bey’le
gelen Türkmenler Bizanslılar’ın boşalttıkları yerlere
yerleştiler. 1334’te Balıkesir’i gezen Arap gezgini İbn
Batuta’nın “şehirde henüz namaz kılacak bir camii olmadığını
yazması, o tarihlerde bile şehirde tam bir yerleşimin
olmadığını göstermektedir. Türkmenler’in önünün denizle
kapandığını gören emir Karesi, Edremit Körfezi’nde kurduğu
güçlü bir donanma ile aşiret savaşçılarını korsan
denizciliğe yöneltmiş, bu sebepten de “Emir-es-Sehavil”
unvanını almıştı.8
13. Yüzyıldaki Moğol baskısı da yöreye büyük
Türkmen kitlelerinin gelmesine yol açmıştır. Güney
Anadolu’da Adana yöresi Toroslar’ında yaşayan Türkmenler’e
– orman ürünlerini işledikleri için- verilen “Tahtacı”
(Ağaç Eri) adı, Kaz Dağları’nda yaşayan Oğuz boylarına da
yansıtılmıştır. Yöre halkı , Fatih Sultan Mehmet’in
İstanbul’u zaptetmeden önce kullanacağı gemilerin
kerestelerini biçmek üzere kendilerini Toroslar’dan buraya
getirdiği inancındadır. İşte bu Türkmenlerden bir bölümü,
Kaz Dağları’nı kendilerine konar-geçer hayatlarında mekan
seçmişlerdir. 182-1864 yılları arasında Bursa valisi olan
Ahmet Vefik Paşa’nın iskan emri üzerine de köyler
kurulmuştur. Yöredeki yaşlı kişilerin, iskandaki kararlı
uygulamaları olan paşa hakkında “Çadır Yırtan Paşa” diye söz
etmeleri de dikkatimizi çekmişti.
3. Yöre efsanelerinin en bilineni Sarı Kız hakkında
anlatılanıdır. Bazı değişik motifleri kapsamakla birlikte
efsanenin genel seyri şöyledir
Akçay Körfezi ve çergesinde yöre halkıyla eni konu
bütünleşmiş bu efsanenin kahramanı olan Sarı Kız , güzelliği
ile tüm çevrede ün sahibidir. Babası, kızının kocaya
varmasını kendisinin Hac vazifesinin sonrasına bırakır
Babasının girmesinden sonra hastalanan kızın anası,
öleceğini sezinleyince aynı vasiyeti kızına yineler. Aradan
yedi yıl geçer. Ana ölür. Dünürcüleri hep geri çeviren Sarı
Kız’ın sevdalıları, ona sahip olmak için çırpınsalar da
başarılı olamazlar. Bunun üzerine iffetli Sarı Kız için
iftiralar, lekelemeler başlar. Günün birinde hac
vazifesinden geri dönen baba, yalanlara kanarak kızını
kovar. Sarınca Kız alır başını yastık eder dağın kara
taşını. Gel zaman, git zaman doğruyu öğrenen baba,
hareketinden pişman olarak kızını aramaya koyulur. Değişik
söylentilerle anlatılan buluşma sahnesinde baba, kız
barışırlar. Yanındaki kazlarla yaşayan Sarı Kız, ayrılık
yada gerçek vuslat deminin geldiğini anladığından abdest
almak üzere elini körfezin sularına uzatır. Denizin içinden
buz gibi soğuk, kaynak su fışkırır. Sarı Kız kırklara
karışır. Bir diğer varyantta önce kız babası ölür. Sarı Kız
da dağların en yüksek yerinde meftundur. Günümüzde üç tarafı
kapalı 1,5m kadar yüksekteki üç duvardan ibaret olan mezar,
yöre halkı tarafından kutsal kabul bilinmekte ve özellikle
Ağustos ayında toplu bir biçimde ziyaret edilmektedir.
Mezarın dolaylarındaki beyaz kayaların, Sarı Kız’ın
yoldaşları olan kazlar olduklarına inanılmaktadır
3.1. Uzun Baba Efsanesi:
Gelenek-görenekleri her türlü olumsuz koşula rağmen, hala
inanılmayacak bir biçimde yaşatan Akçay’a 5 km. uzaklıktaki
130 haneli Türkmen Köyü Tahtakuşlar’da metfun Uzun Baba da
efsane ve gelenek birlikteliğini yansıtan bir başka
örnektir. Köy yaşantılarından anladığımız bilgilere göre,
Uzun Baba, Hacı Bektaş’ın müritlerindendir. O’nun ocağından
dervişler, ermişlik konusunda yarışa girerler. Bunlardan
Karaca Ahmet, Uzun Baba’ya ‘Aramıza gelmeyen var, onu ara
bul’ diyerek O’nu sınamak ister. Yollara düşen Uzun Baba’ya
göklerden kopup gelen bir şahin yol gösterir. Kaz dağlarına
varırlar. Uzun Baba’nın yeni mekanı burasıdır. Dergahını
açar, hikmet sofrasını saçar. Okunu attığı yer de kendisine
mezar olur. Günümüzde özellikle Hıdrellez’de köy halkının
görkemli mezar ziyaretlerinde Uzun Baba mutlaka ziyaret
edilir. Adına yaraşır uzunluktaki mezar, bir metrelik
bembeyaz duvarlarla üç yandan çevrilidir. Kenarlarındaki
çıkıntı taşlar, ziyaretçilerin tavafları sırasında niyet
dilenerek öpülür. Ziyaretin yanındaki diğer mezarlarda
bulunan kaz ayağı biçimindeki üçlü motif ise, köyün
yaşlıları; dünyada yaşamak, kabire girmek, ahirete geçmek
biçiminde açıklarlar
3.2. Âşıklar Tepesi Efsanesi:
Anadolu’da birçok benzerini gördüğümüz bu efsanede; gelenek,
psikolojik etki ve kutsallık açılarından önem kazanmaktadır.
Çam ağaçlarıyla kaplı bir tepeden medfûn ermiş kişi, inanışa
göre, bazı gecelerde elinde fenerle dolaşırmış. O’nu gören
çiftlerin muradlarına ereceklerine inanılır. Mezarın olduğu
çevredeki çam ağaçlarına niyet bezleri, mendiller bağlanır.
Bazıları, erenin Kurtuluş Savaşı şehitlerinden biri olduğunu
söylemektedir. Âşıklar Tepesi’nin temiz tutulması, çevreye
saygılı olunması şarttır. İçki içilmez, çalgı çalınmaz
orada. Âşıklar Tepesi’nde dedeyi gördüğünü söyleyen
çiftlerin evlenmelerine karşı çıkanların felakete
uğrayacağına inanılır.
3.3. Sarı Kız II: Öveşli Köyü’ndeki çamlığın içinde başka
bir Sarı Kız türbesi bulunmaktadır. Bu Sarı Kız, bir
Osmanlı paşasının -hatta rivayete göre Osmanlı sultanının-
kızıdır. Paşanın ailesi Bigadiç taraflarına göçerken
Başlamış denilen yerde Paşa’nın kızı olur. Doğuştan
zayıf ve hastalıklı olan kız, her geçen gün sararıp solar.
Dört bir yandan gelen hekimler, bir çare bulamazlar; çocuk,
çamlıkta ruhunu teslim eder.
O günden beri çocuğun defnedildiği yer, çocuğu olmayan
kadınlara çare, umut kaynağı olur. Mezarın çevresindeki
çamlara bağladıkları bezler ve bebek kuklaları ve mezarın
üzerine koydukları taşla çocuk beklentilerinin
gerçekleşmesini umarlar. Ayrıca mezar toprağın üstü
karşılaştırılarak ilk çıkan böcek, kurutularak çocuğu
olmayan kadına ilaç diye verilir. Mezara çok önem
verildiğinden, hiç kimse o yörenin çamlarından bir dal bile
kesemez, bir tek çam kozası alamaz. Geçmişte bu yasağa
uymayanların da cezalandırıldıkları örneklerle
anlatılmaktadır. Bir köylü, çamlığa keçileriyle geldiğinde,
mezarın başında kurda benzeyen bir yaratıklar karşılaşır.
Sopası ile hayvana vurmaya kalkışınca, mezardan kızın
çığlıkları duyulur. Köylü, lal ve sağır olarak köye döner.
3.4.
Agonya yöresi, Kaz Dağlarının efsanelerle örtülü bir
bölümüdür. Mitolojik birçok alıntı, eski Yunan kralı
Neopsis’ten başlar, günümüz efsanelerine kadar uzanır.
Agonya çayı kenarındaki Orenigies (şimdiki örencik)
köyünde savaş kampında kalan kral, güç almak üçün mutlaka
şimdiki Hıdırlar köyünde bulunan kaplıcalara girermiş. Yöre
halkı günümüzde de suyun güzelleştirici ve güçlendirici
etkilerine inanmaktadır
Bir keresinde kraliçe suda yıkanırken kaybolur. Sonsuz
acılardan kaynaklanan kralın gözyaşları toprağa düştükçe,
sıcak kaplıca suyunun hemen yanı başında buz gibi kaynak
suyuna dönüşür. Günümüzde de bu iki suyu yan yana görmek
mümkündür
3.5. Devellerin Fadime Efsanesi: Yörenin güzel kızı Fadime, bir gün tek başına
Cicik kaplıcasına gider. Birden suyun içinden çıkan ay
yüzlü bir delikanlıya aşık olur. Seslenir, cevap alamaz,
delikanlı suda yiter, gider. Kız, ertesi gün çocuğu
rüyasında görür; kaplıca yakınındaki bir mağarada buluşmak
üzere sözleşirler. Kız, şafakla birlikte mağaraya gider.
Köylülerin şimdi ‘Büyülü Mağara’ dedikleri yerden mavi bir
ışık süzülür. O günden sonra kızın hali, tavrı değişir.
Durumundan şüphelenen Fadime’nin babası, kızı gizlice
izlemeye başlar. Bir gün kızla, oğlan mağaranın içine
girerler. Aradan uzun zaman geçmesine rağmen bunların
çıkmadığının gören baba, içeri dalar. Mağara çıkışı olmayan,
kör bir kuyu gibidir. Kızla, oğlandan ese yoktur. Yıllarda
kızının yolunu boşuna bekler, durur baba. Her Ilıca’ya giden
bir kere ürpererek bakar mağaraya. Yörede çalışmayan,
huysuz, aylak çocuklar bu mağaraya bırakılacakları ile
tehdidiyle uyarılırlar.
4. EFSANELERİN İŞLEV (MAGNARELLA) ve TOPLUMSAL BOYUT (SEYİDOĞLU)
İNCELENMESİ
I.
İşlev İncelenmesi:
|
Efsane No |
Adı |
1.Ruhsal Fonksiyon |
2. Yaradılış-Kehanet |
3. Kurumsal Fonksiyon |
4. Pratik Uygulamalar: |
|
1 |
Sarı Kız |
Ermişlik kültü, kadına ermişlik konumu kazandırılarak
yüceltme, mezarın türbeye dönüşmesi, denizden kaynak
suyunun çıkması |
Kadının çevresini ve toplu yönlendirmede duruma sahip
olur. |
Kadın, saygınlık sosyal kültürel konum bakımından
yücelir. Toplumsal ilişkililerde efsanenin belirleyici
işlevi, Ağustos ziyaretleri ile birleştiricilik rolü |
Törensel uygulamalar. |
|
2 |
Uzun Baba |
Ermişlik kültü, semavi yardım ve yol gösterme,
mezar-türbe oluşumu. |
Uzun Baba’nın yitik kişiyi efsane mantığı çevresinde
araması |
Uzun Baba ile yerleşim hareketinin başlaması, belirli
bir tarihte sosyal ilişkileri yönlendirme. |
Törensel uygulamalar, manevi sağaltma |
|
3 |
Âşıklar Tepesi |
Ermişlik kültü, semavi yardım ve güç kazandırma, mezar,
türbe dönüşümü. |
Yok |
Çevre ile ilgili toplumsal uygulamalar, ana-baba
davranışlarını etkileme |
Törensel uygulamalar. Sorun çözümleyici işlev. |
|
4 |
Sarı Kız II |
Yok |
Yok |
Çevre ile ilgili koruyucu işlev, çocuksuzluğun felaket
getirici olmadığını vurgulayarak, sosyal yapıda
belirleyicilik |
Törensel uygulamalar, inanca dayalı sağaltma |
|
5 |
Örencik |
Yok |
Yok |
Yok |
Yok |
|
6 |
Devellerin Fadime |
Mistik tipleme, ışık, insan dönüşümü |
Yok |
Genç kızlara ilişkin ana baba davranışlarını yönlendirme
ve belirleme |
Çocuk terbiyesine ait uygulama |
II.
Toplumsal Yapı İncelemesi (B. Seyidoğlu)
|
Efsane No: |
Adı |
1. Gelenek ve Görenek Koyucu Efsane No: |
2. Topluma Yön Verme |
3. Mekanı Manalandırma |
4. Koruyucu ve Sağaltıcı |
|
1 |
Sarı Kız |
Belirli günde ziyaret ve çeşitli uygulamalar. Törensel
giysiler ve davranışlar. |
Yalan ve itirafın toplumsal boyutu. |
Sarı Kız’ın türbesi mistik değer kazanır. |
Denizdeki kaynak suyunun şifalı olduğuna inanılır. |
|
2 |
Uzun Baba |
Hıdrellezdeki törenlerde Uzun Baba’yı ziyaret ve
törensel kurallar. Giysi ve davranışlardaki gelenekler. |
Sosyal ilişkiler açısından yönlendiricilik |
Uzun Baba’nın mezarı türbeye dönüşür. Kutsal kişilik
kazanmıştır. |
Uzun Baba, tüm dertlere çaredir. Türbenin çevresi
korunur. Psikolojik sağaltma. Dileklerin gerçekleşmesi
umudu. |
|
3 |
Âşıklar Tepesi |
Nişanlıların sevgililerin ziyaretleri şarttır. Çamlara
bez, mendil asma geleneği sürdürülür. Tepenin ermişini
gören çiftlerin vuslatına kimse karşı çıkamaz. |
Gençlerde hoşgörü ile bakmada yönlendiricilik. Baskının
eleştirisi. |
Ermişten kaynaklanan kutsal mekan kavramı |
Mekanın temiz tutulması, korunması. |
|
4 |
Sarı Kız II |
Çocuksuzların uyguladığı çeşitli gelenek-görenekler.
Ağaçlara asılan bez ve bebekler. Özel giysi geleneği. |
Çocuksuzluğun hoşgörüyle karşılanması gereği. |
Kutsal mekan anlayışı. |
Çevrenin ödünsüz korunması. Psikolojik sağaltma işlevi. |
|
5 |
Örencik |
Yok |
Yok |
Suyun güzelleştirici güçlendirici etkisine olan inanç,
mekana kutsallık kazandırır. |
Sağaltma inancı. |
|
6 |
Devellerin Fadime |
Yok |
Genç kız davranışlarına hoşgörü getirme
|
Mağaranın uyarıcı (ikaz edici) mânâ kazanması. |
Efsanenin uyarıcı yönünün çocuk terbiyesinde etken
olması |
Kaynak Kişiler
|
Adı |
Yaşı |
Tahsili |
Mesleği |
Malzeme |
Köyü |
|
1. Kadir Usta |
78 |
Yok |
Çiftçi |
Sarı Kız
Âşıklar Tepesi
Uzun Dede |
Tahta Kuşlar |
|
2. Ramiz Gülü |
63 |
Okur Yazar |
Yok |
Sarı Kız II
Örencik
Devellerin Fadime |
Örencik |
1. Hasan Bülent Kahraman: “Gelenek, Postmodernizm ve
Bazı Yeni Kavramlar”
Varlık, Sayı:1028, Sayfa: 2.
2. a.g.e.
3. Günay Uyar: : “Günlük Yaşantımızdaki İrrasyonel
Davranışlar”, Folklora Doğru,
Sayı 4, Sayfa: 13.
4. a.g.e.
5. Metin Karadağ: “Mahalli Türk Evlerindeki Halk
Geleneklerinin Anlam ve
Fonksiyonları”, U.Ü. Eğitim Fakülteleri Dergisi, Sayı: 2,
C.4, 1992.
6. Metot hakkında daha fazla bilgi için Paul
Magnarella: Folk Customs in the
Traditional Turkish Home. Their Meaning and Function”. II.
Milletlerarası Türk
Folklor Kongresi Bildirileri, Ankara 1982.
7. Bilgi Seyidoğlu: Erzurum’da Yerlerle İlgili Derlenmiş
Efsaneler Üzerine Bir
İnceleme (doçentlik tezi), 1978. Kitap halinde, basımı
Ankara 1985.
8. Orhan Sekendiz (ve diğerleri): Balıkesir
Yöresinde Geleneksel Halıcılık... Balıkesir,
1992. (U.Ü. Araştırma Fonu, Proje No:90/11)
KAYNAKÇA
Kahraman, Hasan Bülent: “Gelenek, Postmodernizm ve Bazı Yeni
Kavramlar” Varlık
Dergisi, Sayı:1028, Sayfa2, Mayıs 1993.
Karadağ, Doç. Dr. Metin: “Mahalli Türk
Evlerindeki Halk Geleneklerinin Anlam ve
Fonksiyonları”, U.Ü. Eğitim Fakülteleri Dergisi, Sayı 2,
C.4, 1992.
Magnarella, Prof. Dr. Paul: Folk Customs in the
Traditional Turkish Home. Their
Meaning and Function”. II. Milletlerarası Türk Folklor
Kongresi Bildirileri,
Ankara 1982.
Sekendiz, Prof. Dr. Orhan: Aydın Ayhan, Aydan Yüngül:
Balıkesir Yöresinde
Geleneksel Halıcılık: Coğrafi dağılışı ve Aşiret
Geleneklerine Göre Farklılıklar: Doğal Boya Veren Bitkilerin
Üretimi ve Pazarlama Konuları Üzerine Araştırmalar. U.Ü.
Araştırma Fonu Proje No: 90/11 1992
Uyar, Günay: “Günlük Yaşantımızdaki İrrasyonel
Davranışlar” Folklora Doğru
Dergisi, Sayı 4, Sayfa 13. |