KUVA-YI MİLLİYE KAHRAMANI KÖPRÜLÜ HAMDİ BEY

Hamdi Bey, 1886 yılında Makedonya’nın  Köprülü kasabasında doğdu.II.Abdülhamit’in  istibdat devri, doğup büyümesi, Balkanlar gibi bir bölgede yetişmesi Hamdi Bey’in sert disiplinli bir kişi  olarak yetişmesinin temel sebeplerindendir.

Bu yüzden Köprülü Hamdi,  Şehit Hamdi Bey, İstiklal Savaşı mücadelemizde  Kuva-yı Milliye ruhunu  başlatan  ilk öncü  liderlerimizden  ve kahramanlarımızdan biridir.Milliyetçi ve çağdaş düşünceli  birisidir.Hamdi Bey , Balkan Savaşı çıkışında  ise ilk göreve geldiği  doğum yeri Makedonya’da  bizzat kendisi  sivil halk milis gücü oluşturup, düşmanla savaşmıştır.Aynı zamanda balkan Savaşı’ndan sonra Edirne ili Demirköy Kaymakamlığına atandı.Orada bulunduğu yer  Bulgar sınırına yakın olduğu için  görev döneminde  topraklarımıza  sık sık saldıran  Bulgar birlikleriyle  çete savaşları  yapmak zorunda kalmıştır.

OKUL YILLARI

Hamdi Bey, küçük yaşta babasını kaybetti, dayısının yardımıyla okuyabildi.İlk okulu Köprülü kasabasında , orta öğretimini Üsküp’te yaptı.Yüksek okul okumak için İstanbul’a gitti ve Mülkiye Mektebi’nde  okumaya başladı.Mülkiye öğrenimi  sırasında  okul ve çevrede  pek çok olaya tanık oldu.1908 yılında II.Meşrutiyet ilan edildi.Hamdi Bey bu yıllarda  Mülkiye Mektebi’nden mezun oldu.Memurluk görevine başlamadan İhtiyat Zabit Mektebi’ne (Yedek  Subay Okulu)’na girdi.Bu okuldan  Asteğmen olarak  mezun oldu.Asteğmen olduktan sonra devlet hizmetine girerek Balkan Savaşı’na kadar  Kosova’da maiyyet meurluğunda çalıştı.

BALKAN  SAVAŞLARI

Balkanlar’daki Osmanlı’nın  eski eyaletleri olan  küçük devletler Rus Çarlığı sayesinde  siyasi ve askeri yönden  güçlendiler.1912 yılında  Osmanlı Devleti’ne karşı  savaş ilan ettiler.Balkan Devletlerinin  her koldan saldırıya geçmeleri  orduyu güç duruma düşürdü.Yanya, İşkodra ve Edirne şehirleri  kahramanca savunuldu.Hamdi Bey  maiyyet memurluğunda bulunduğu bir anda  kendini  Kumanova’yı  savunan  Cahit Paşa kuvvetlerinin  içinde buldu.Savaş tüm cephelerde şiddetle devam ediyordu.Bulgar ve Sırplar kuzeyden, Yunanlılar batıdan  Edirne’ye dayanmışlardı.Orduda düzen bozulmuş, çekilme devam ediyordu.Hamdi Bey’in bulunduğu cephe  de  bozulunca  emrindeki 250 kişilik  birliği ile Sırp çetesini yararak  dağlara çekilmiş, düşmanla vuruşa vuruşa  Edirne’ye dayanmışlardı.Bu sırada  Edirne’de  Bulgarlar’a karşı  Edirne’yi savunan  Şükrü Paşa  kuvvetlerine katıldı.

Ölümü göze alarak, Sırp cephesini yarması ve  arkadaşları ile çete  savaşı yapa yapa  Edirne’ye ulaşması  Hamdi Bey’in genç yaşta olmasına rağmen  ne kadar gözü pek bir insan olduğunu  gösterir.

İLK KAYMAKAMLIK

Balkan Savaşları bitmiş, ortalık durulmuştur.İstanbul artık yeni fikirler, yeni düşünceler üretiyordu.Osmanlı’da artık evrensellik bitmişti.Bulgar Bulgarlığını, Sırp Sırplığını, Arnavut Arnavutluğunu, Yunan Yunanlığını savunuyordu.Kendi devletini kumuş, Osmanlı’dan toprak  da almıştı.İşte yavaş yavaş ilerleyen  Türklük ilk defa  ön safa çıkıyor ve Türk Ocağı  kuruluyordu.Osmanlı’da artık Türklük en önde  en başta geliyordu.Bu durum halk arasında hızla yayıldı.

Hamdi Bey, Edirne kuşatmasında , savunmasında bulunduğu gibi  yine bulunmuş ve bu  serhat şehrinin geri alınmasında bizzat  çarpışmıştır.Şehrin Bulgarlar’dan geri alınmasından sonra , Edirne Polis Müdürlüğü İdari Bölüm Başkanlığı’na  getirildi.Birkaç ay sonra da , Edirne’nin  Demirköy kazası  kaymakamlığına görevlendirildi.

Hamdi Bey, Demirköy kaymakamlığına  geldiğinden itibaren  Bulgar komitacılar ile  Balkan Savaşı’nda edindiği  tecrübelerle  çatışmaya başladı.Demirköy’de imkansızlıklara rağmen  pek çok tedbir aldı. Komitacılara karşı  başarılar kazandı.

HAMDİ BEY EDREMİT KAYMAKAMI

Hamdi Bey  Malkara’dan , Keşan kaymakamlığına oradan da Balıkesir’in  Sındırgı kaymakamlığına atanmıştı. Temmuz 1917 tarihinde  Edremit kaymakamlığına atandı. Mondros Mütarekesi imzalanlandığı zaman Edremit kaymakamıydı.

Hamdi Bey , Edremit’te göreve başladığında  tüm ülkede bir kargaşa hakimdi.Dünya Savaşı bitmiş, Osmanlı orduları dağılmış, insanlar yarın ne olacak sıkıntısı içine girmişti.Edremit’te tüm ülkede olduğu gibi  babasını savaş alanında kaybetmiş yüzlerce çocuk vardı.Hamdi Bey bu kasabada Dar’ül- Eytam  adı altında  şehit çocuklarının  barınabilmesi için  bir yuva kurdu.Bu kuruluş için Edremit’in  zengin ve  orta halli insanları   kaymakamın bu isteğine  yardımcı oldular ve gerekli  desteği verdiler.Hamdi Bey , ilk defa Edremit’te  memurlara mesai cetveli uygulattı.Memurluk kurallarına uyan , bu kuralları seven  bir genç kaymakam olan  bu genç , boş zamanlarında  kasabanın  gençleri ile ilgileniyordu. Dar’ül- Eytam’ın bir odasında Edremit liman Yurdu’nu kurdu.Bu kulüp Gençlik Kulübü olarak  çalışmalarını sürdürerek  günümüze kadar  Edremit Spor olarak  gelmiştir.

HAMDİ BEY KAYMAKAMLIKTAN AZLEDİLİYOR

Hürriyet ve itilaf Fırkası yanlıları, Hamdi Bey’in  çalışmalarını  öteden beri takip ediyor ve Dahiliye Nazırlığı’na (İç İşleri Bakanlığı’na) sürekli onun  görevden alınması  hususunda telkinlerde  bulunuyorlardı.Sonunda başardılar.Balıkesir Mutasarrıflığı’na  Dahiliye Nezareti’nden gelen  5 Nisan 1919 tarihli  yazısı ile  Hamdi Bey  Edremit kaymakamlığından azledildi.

Karesi(Balıkesir) Mutasarrıflığı Hamdi Bey’in çalışmalarından  memnun olmasına rağmen , Nazırlığın  bu emri karşısında  yapacak bir şey olmadığından  Hamdi Bey’i  görevden alarak  yerine  vekaleten Edremit kadısı Mansur Efendi’yi tayin etti.

Hamdi Bey, görevini devrettikten sonra  üzgün ve mağrur olarak  Sandık Emiri (Mal Müdürü) çağırarak, Burhaniye’de  eniştesinin yanına  gideceğini, maaştan alacağı olan paranın  buraya gönderilmesini  istedi  ve Edremit’ten ayrıldı.

Hamdi Bey, görevden azledildikten sonra  Burhaniye’ye gitti ve oraya yerleşti.Maddi durumu da pek iyi değildi.Kaymakam iken aldığı maaştan  arta kalanı Dar’ül- Eytam   Yurduna  bırakırdı.Burhaniye’ye gelince  geçim sıkıntısı çekmeye başladı.

Daha sonra Hamdi Bey, Burhaniye’de kendi gibi düşünen arkadaşlar  edindi.Burhaniye kaymakamı Özdemir Salim Bey bunlardan  biriydi.Yine İlçe Jandarma komutanı  ve Burhaniye ileri gelenlerinden  Tali Bey de Hamdi Bey’in  yakın dostu olmuştu.

Hamdi Bey,Edremit kaymakamlığından  ayrıldıktan sonra çevrede çete sayısında  katlarcasına  çoğalma olmuştu.Bu çeteler,Edremit ve Burhaniye  köylerini  sürekli tehdit ediyordu.Hamdi Bey,Burhaniye’ye  yerleştikten sonra, kendini tamamen  memleket meselelerine ve  siyasete verdi.Edremit ve Burhaniye civarında faaliyet gösteren çetelerle  ilişki kurmaya çalıştı.Pek çoğuyla da karşılıklı  konuşarak, onları memleket meseleleri hakkında bilgi sahibi yaptı.Ege adalarından geceleri tekneyle gelerek civardaki Müslüman köylerini basan Rum  eşkıyalarına  karşı onları uyanık  olmaya çağırdı.Bu konuda da çoğunu  ikna ederek  adeta bir milis  kuvveti oluşturdu.Onun bu hareketlerinden şüphelenen Edremit’teki Hürriyet ve İtilaf Fırkası ileri gelenleri kaymakam vekili  Kadı Mansur Efendi’yi  sıkıştırıyorlardı.Kadı Efendi de  şahsen Hamdi Bey’in  bu hareketinden kaygı duyuyordu.Hürriyet ve İtilaf Fırkası ileri gelenleri  Hamdi Bey’in  Edremit ve Burhaniye’de silahlı çete gruplarını  oluşturmakta olduğunu Dahiliye Nazırlığı’na bildirdiler.Dahiliye Nazırlığı da  Hamdi Bey’in  tutuklanması için  karar verdi

HAMDİ BEY CEPHEDE

27 Mayıs günü Gömeç’te bulunan  sansür memuru telefonla Burhaniye’de bulunan Hamdi Bey’i ardı ve elindeki  milis kuvvetleri ile  daha önce alay komutanıyla  kararlaştırdıkları gibi Kerem Köy’e gelmesini  bildirdi.Hamdi Bey, Edremit, Havran ve Zeytinli’ye telefon ederek toplanan milis kuvvetlerinin  Burhaniye’de  acilen toplanmasını ve cepheye hareket edeceklerini bildirdi.Burhaniye çevresinden  toplanmış bulunan 60 kişilik  milis kuvvetleriyle Kerem Köy’e geldi Ertesi gün  milis kuvvetlerinin  sayısı yüz elliyi geçmişti.Hamdi Bey,Alay Komutanıyla  telefon görüşmesi yaptıktan sonra harekete geçildi.Önde bir keşif kolu, ardında küçük gruplar halinde  milis kuvvetleri  Ayvalığa doğru  sıkışmaya başladı.Üçüncü alay ile milis  kuvveleri omuz omuza gelmişlerdi.

Yenice’nin Koyuneli köyünden  Hamdi Bey komutasında silah ve cephanesiyle  üç yüz kişilik  bir kuvvet  Edremit’e gelmiş ve buradan hemen  cepheye sevk edilmiştir.Edremit’te halkın kendisi tam bir seferberlik başlatmıştı.İdman Yurdu Salonunda  bir toplantı yapıldı.Toplantıdan sonra Hamdi Bey Havran’a geçti Burada milis kuvvetleri toplandı.Bu milis kuvvetleriyle  birlikte Ayvalık cephesine  hareket edilecekti.

HAMDİ BEY BİGA’YA  GELMEDEN ÖNCE BİGA’DAKİ DURUM

Balıkesir Merkez Heyeti, Biga Müdafaa-i Hukuk  Cemiyeti  başkanı Müftü Ahmet, Hamdi Bey’in  istekleri doğrultusunda Hamdi Bey’in Biga’ya  gönderilmesine  karar verdi.Hamdi Bey, Biga’ya gelmek istemedi.Onun gönlünde cephede bulunmak  Yunan  ordusuyla savaşmak  vardı.Biga’daki görevi  bir nev’i asker toplam  işi olup geri hizmet sayılıyordu.

Albay Kazım Bey ve Hacı  Muhiddin Bey’in  kendisine , Biga’da asayişin bozuk olduğunu , bu durumun düzeltilmesinden  sonra  çok daha büyük işler olacağını, yanına istediği kadar ve istediği kişileri alma yetkisinin bulunduğunu, Akbaş Cephaneliğindeki  silahlara ihtiyaç  olduğunu imalı bir şekilde  anlatarak kendisini  ikna ettiler.

HAMDİ BEY BİGA’DA

1920 Ocak ayının  ilk haftasında  Hamdi Bey, beraberinde 40 kadar  milis kuvvetiyle  Balıkesir’den ayrıldı.Bandırma’da otel işletmeciliği  yapan  Kani Bey’e vardı.Bandırma’dan geçerken  onu yanına aldı.Kani Bey, Makedonya doğumlu olup orduda  yüzbaşılığa kadar yükselmiştir.Büyük savaştan sonra Bandırma’ya yerleşerek  otel işletmeye başlamıştı.

Hamdi Bey’le tanışıklığı  Balkan Savaşı’na dayanıyordu.Hamdi Bey ve beraberindekiler , Gönen üzerinden Biga’ya gelirken  yolda kendilerine  Dramalı Rıza Bey de katıldı.Hamdi Bey, 17 Ocak gecesi Gönen’den  Sarı köy nahiyesine  ulaştığında  Değirmencik, Kemer, Aksaz köylerinde barınmakta olan  Arnavut Rahman çetesine  haber göndererek kendilerine katılmasını  istedi.Rahman Ağa da  bu isteği kabul etti.Hamdi Bey, buradan gece hareketle  sabah Biga’ya girdi.

KÖPRÜLÜ HAMDİ BEY'İN BİGA'YA GELMESİ VE KUVA-YI MİLLİYE İÇİN ÇALIŞMALARI:

Biga'da 10 Eylül 1919 tarihinde Koca Müftü Mehmet Hamdi (Erdem) başkanlığında kurulan Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, kurulması tamamlanmış, fakat kasabaya hakim olması mümkün olamamıştı. Kasabada bulunan Kara Hasan'ın eski alışkanlıklarından vazgeçmesi mümkün olamıyordu. Bunun için Biga'ya, Aralık 1919'da Balıkesir'den "......teşkilat için Kemal adlı bir yedek subay gönderilmişti. Değirmencikli Rahman ve İskender ile birleşmişse de Kara Hasan çetesi tarafından zorluğa uğradığı için teessürle geri dönmüştü.."Bu durum karşısında Koca Müftü'nün şikayetleri daha da arttı. Bunun üzerine Balıkesir Merkez Heyeti Biga'ya eski Edremit Kaymakamı Hamdi Bey'i göndermeye karar verdi.

"Hamdi Bey uzun yıllar kaymakamlık yapmıştı. İşleri oluruna bırakmazdı. Sert bir yönetici idi. Hareketli, heyecanlı, kabına sığmayacak bir kişiliğe sahipti. Devlet otoritesine saygılı olduğu kadar saygı gösterilmesini isterdi. Bulunduğu mevkiin onurunu, devletin çıkarlarını ne pahasına olursa olsun korumayı görev bilirdi... Hizmetin gerektiği İşlerde önüne çıkan engelleri yıkıp geçecek bir yaratılışta idi.."

Erzurum Kongresi'nde alınan kararlar arasında: "Kuva-yı Milliye-yi âmil ve irade-i Milliyeyi hâkim kılmak esastır" denilmektedir. İşte bu temel prensibi Biga'da gerçekleştirmek için Hamdi Bey gönderilmiştir. Hamdi Bey, yanına aldığı Manastırlı Mahmut, Köprülü Şerif, Tikveşli Süleyman Çavuş, Balıkesirli Kara Mustafa, Resneli Ahmet, Kumanovalı Hüseyin Çavuş, Kepsutlu Arnavut Abdi, Menemenli İbrahim, Tikveşli Mülazım Sabri Bey ve daha birkaç adamı olduğu halde Kâzım Bey'in emriyle üzerinde değişiklik yapılmış Osmanlı filintaları İle donatılmış olarak, Biga'ya geldiler. Bu durum, dahiliye nazın namına müsteşar imzası İle Harbiye Nazırlığına bildirilmiş ve yazılan yazıda: 9 Kânun-i sânî 1336 tarihinde yanlarında makinalı tüfek olduğu halde karargâh efradıyla Biga'ya gelen İzmir şimal cihetleri hey'et-i mezkûre âzâsında Kuva-yı Milliye Kumandanı Hamdi Bey   haberdar edilmişti.

Bu sırada Anzavur takibinden beri Salihli cephesine dönmeyen Dramalı  Rıza Bey, (Çerkez Ethem ile arası açılmıştı.) 61. Fırka Komutanı Köprülü Kâzım Bey (Özalp) tarafından kırk adam ile Hamdi Bey'in yanına gönderilmiş ve onlarda, Biga'da kendisine katılmıştı. (Bu konu üzerinde çalışıp eser yazan Zeynel Kozanoğlu, Zühtü Güven ve Kamil Su gibi müelliflerin görüşleri ile İzmir'e Doğru gazetesinin verdiği haberler Kâzım Bey'inkinden (Özalp) farklıdır. Meselâ: Zeynel Kozanoğlu; Ertesi gün (18 Ocak) Biga'ya giren Hamdi Bey müfrezesi, kasabanın dışında Kara Hasan ile Hamdi Bey'in arkadaşlarından Dramalı Rıza ve Kâni Beyler tarafından karşılandı, derken Zühtü Güven de, Hamdi Bey'in yanında Dramalı Ali Rıza Bey ve Bandırmalı Kani Bey de vardı.Nurettin Önen ise, Balıkesir millî teşkilatı.. Edremit Kaymakamı Hamdi'yi Biga'ya gönderdi. Fakat Biga'da memurları bulamadı. Hükümet boş ve kapalı idi.

Kara Hasan çetesinin Piti hanında bir hükümet kurarak zulüm yaptığını öğrendi. Raşit Usumi tarafından karşılandı. Zaten Balıkesir'de kendisine onunla işbirliği yapması söylenmişti. O  akşam İpkâiyeli Çerkez Osman Bey, Raşit Usumi, Arnavut Rahman, Anzavur'un kardeşinin oğlu İzzet'i vuran Dağıstanlı Yusuf, Kara Biga Ovası'nda Dutluk Çiftliği dolaylarında bir ağacın altında toplandılar. Raşit Usumi'nin çaldığı ıslığa Hamdi Bey cevap verdi. O gece Biga'nın Kara Hasan çetesinden kurtarılmasına karar verildi. Atlar bir yere bağlandı. Raşit'den gayrisi Biga'ya döndüler. Hamdi Bey memurları göreve çağırdı. Millî teşkilâtı kurdu.

Kış mevsiminin çok sert hüküm sürdüğü 1920 ocak ayı içinde Biga'ya gelen Hamdi Bey, Kaymakam Sakıp Bey'i ziyaret etti. Sonrada, belediyeye giderek bir çalışma odası hazırladı. Kendi odasının hemen yanı başındaki odalar da, arkadaşları Ali Rıza ve Kani Beyler için hazırlandı. Belediyenin alt katına da adanılan yerleşti. Ali Rıza ve Kani Beyler; çok kıymetli, teşkilatçı, fevkalâde cesur ve gözü pek insanlardı. Hamdi Bey'in yaptığı ilk işlerden biri de, kasabanın önde gelen kişilerini toplayıp, onların düşüncelerini öğrenmek oldu. Kısa zamanda kendisini kabul ettirerek etrafına bir kısım vatanseverlerden küçük de olsa, cesur ve milliyetçi bir kuvvet toplamayı başardı. Hamdi Bey, yakın arkadaşları (Ali Rıza ve Kani Beyler) ve kasabanın Önde gelenleri ile yaptığı görüşmeler sırasında görüş birliği içinde olduğu hususları da tespit etmişlerdi ki, onlarda şunlardı:

1. Yunanlılar bütün memleketi işgale hazırlanıyorlar.

2-Memleket taksim edilecektir. Bunun önlenmesinin tek çaresi milletin elele verip yeni bir ordu kurmasıdır.

Bu tespitten sonra Hamdi Bey:

- Arkadaşlar,dedi ilk işimiz Yunanlıları topraklarımızdan çıkarmak olmalıdır. Ordunun başına Mustafa Kemal geçecektir. Paşayı bütün imkanlarımızla desteklemeliyiz, ben buraya düşmana karşı koyacak teşkilatı kurmaya geldim, sizlerin yardımını istiyorum. "

Hamdi Bey, kasabada duruma hakim olurken, buraya gelişini takip eden ilk pazartesi günü belediye balkonundan halka hitap etti. Yaptığı konuşmada:

"- Kıymetli arkadaşlarım... Sizleri burada toplatmamın asıl sebebi şudur: Bugün memlekette asayiş diye bir şey kalmamıştır. Yunanlılar güzel vatanımıza girmiş durumdadır. Bunların önüne geçemezsek hem vatanımızdan, dinimizden, canımızdan, namusumuzdan olacağız. Bunların önüne geçmek için asker lâzımdır. Silah lâzımdır. Askere alınacak olanları askere alacağız. Herkes hiç çekinmeden silahını getirsin. Sizleri biz koruyacağız.

- Kıymetli arkadaşlarım... Kim ister ki, vatanında yabancıların gezip dolaştıklarım... Kim ister ki, dinînin, namusunun  ayaklar altında çiğnendiğini... Yunan'a güvenilir mi? Yalancıdır onlar... İzmir'de yaptıklarını hepiniz duymuşsunuzdur. Bizler Kuva-yı Milliyeciler... Mustafa Kemal Paşa'nın emrinde çalışıyoruz. Gayemiz vatanımızı düşmandan temizlemektir.."

Hamdi Bey icraatına, halkın elindeki silahları toplamakla başladı. Çünkü şiddetle silaha ihtiyaç vardı. Onun için bu konudaki emri kesindi. Halk elindeki silahları askerlik şubelerine teslim edeceklerdi. Etmeyenlerin ise, para ve hapis cezasına çarptırılacağı ilân edildi. Bu durum karşısında halk, elindeki silahları teslime başlamıştı. Hatta Hamdi Bey'in adamları köylerde devriye gezerek halkı, elindeki silahını teslime çağırırken bir taraftan da asker kaçaklarını, korkusuzca teslim olmaya davet ediyorlardı. Bu durumda nisbi bir sükûnet sağlanmıştı, ama Kara Hasan ve adamları, bilhassa silah teslimi işine yanaşmıyorlardı.

Hamdi Bey de Kara Hasan çetesine el sürmedi, silahlarını almak için onlara zor kullanmadı. Bunun aksine onlardan yardım istedi.

Haydutlara şu telkini yapıyordu:

-Memleketin kurtulması yolunda el birliği edip beraber çalışmalıyız.

Fakat Kara Hasan hiç oralı olmuyordu:

- Benim hükümete itimadım yok, ne size silahımı veririm, ne de işime karıştırırım.

Ve böylece kır bekçiliği adı altında köylüyü soymaya devam ediyordu.

Halbuki Kara Hasan, Anzavur takibi sırasında Milli Kuvvetlere yardımcı olmuştu. Bu vesile ile Balıkesir'de neşredilen İzmir'e Doğru Gazetesi'nde Kara Hasan hakkında:

"... Kuva-yı Milliye'nin Kumandanı Kara Hasan Ağa kardeşimiz maiyetindeki kuvvetle 7 kânûn-ı evvel tarihinde Gönen'e üç sat mesafede Ayvalı Dere namı mahalde Anzavur'a tabi olan bazı Çerkez rüesâsı ile altı saat devam eden bir müsademe yapmıştır.." şeklinde övücü satırlar yer almıştır.

Yine bu arada Hamdi Bey, Karabiga'da bulunan iki tane onbuçukluk topun Biga'ya getirilmesi işini de Kara Hasan'ın adamları ile kendi adamlarını görevlendirmişti. Kara Hasan görünürde pek tavrını Hamdi Bey'e belli etmemekle birlikte, gizlice köylerde halka silahlarını teslim etmemelerini kendi adamları vasıtasıyla (köy korucuları) telkine çalışıyordu. Bu köy korucuları: "Eğer silahlarınızı verirseniz Kara Hasan'ın emriyle cezalanacaksınız."  yollu tehditler de savunuyorlardı.

İşte bu sırada Teğmen Ali Rıza Efendi kumandasındaki bir piyade bölüğü ile mülâzımı evvel Besim idaresinde bir makineli tüfek bölüğü Biga'ya  geldi.

Bu gelişen olaylar mîllî teşkilatı ve Hamdi Bey'i güçlendirmişti. Fakat Kara Hasan bu durumdan iyice rahatsız olunca, (silahların teslim işinde)"., ne size silahımı veririm, ne de işime karıştırırım." diyerek Hamdi Bey'e restini çekmişti.

KARA HASAN VE ÇETESİNİN YAKALANIP HAPSEDİLMESİ

Biga'da kısa zamanda asayiş sağlanmış ve halktaki tedirginlik de yok olmaya başlamıştı. Bunu yeniden bozmaya kimsenin hakkı yoktu. Onun için kasaba içinde ve köylerde bu huzuru bozmak için fırsat gözleyen Kara Hasan ve adamlarına, daha fazla tahammül gösterilemezdi. Bu problem mutlaka ortadan kaldırılmalıydı. Ama nasıl? İşte bunun için bir gece belediyede Ali Rıza Bey, Kani Bey yeni gelen iki mülâzım ve Biga eşrafından bazı kişiler ile Hamdi Bey başkanlığında bir toplantı yapıldı ve bu Kara Hasan meselesi ele alındı. Bir baskın plânı hazırlandı. Hamdi Bey, alınan kararı kaymakam ve jandarma komutanına da bildirdi. Kara Hasan ve eşkıyasının yakalanma plânı şöyle idi:

Cumartesi sabahı Kara Hasan'la Suphi Bey'i ve çetenin erkânından Halil Çavuş'u Hamdi Bey. belediyeye çağıracak:

- Çan pazarında Osman Efendi millî teşkilâta girmek istemiyor, hep beraber Çan Pazarı'na bir baskın yapalım diyecekti. Halbuki Osman Elendi kuvvetli milliyetçiydi.

Kara Hasan yine teklifi reddedince Hamdi Bey kızacak:

- "Öyleyse haydi çıkıp gidin" diye bağıracaktı. Ondan sonrası için de tertibat alınmıştı.

Karşı odada Rıza Bey'le iki arkadaşı saklanacaklar ve üç haydut Hamdi Bey'in odasından çıkınca silahları göğüslerinde bulacaklar ve derhal bileklerine kelepçeler geçirilecekti. Bu sırada Kani Bey'de emrindeki kuvvetlerle haydutların karargâhı olan hanı basacak, diğer kollarda çarşıda ve kahvede bulunan perakende eşkıyayı yakalayacaklardı... Plân aynen bu şekilde tatbik edildi. Kara Hasan, Suphi Bey, Halil Çavuş belediyeye geldiler. Hamdi Bey, kendilerine Çan baskınını teklif eder etmez, Kara Hasan köpürdü: 

"- Siz bize emredemezsiniz, eğer ısrar ederseniz tüfeklerimizin namlusu ile cevap veririz" dedi.

Hamdi Bey bunları kovdu. Üç haydut odadan çıkar çıkmaz. Dramalı Rıza Bey ve arkadaşlarının parabellum tabancaları ile karşılaştılar.

Rıza Bey:

"- Teslim olun" diye haykırdı. Üç haydut bakıştılar, teslimden başka çare göremediler.

Rıza Bey devam etti:

"- Kıpırdamayın gebertirim." Hasan vaziyetin şakaya tahammülü olmadığını anladı.

"- Teslim" dedi.

Haydutların silahlarını aldılar, ellerine kelepçeyi vurdular. Yalnız Kara Hasan, Rıza Bey'e "Bana kelepçe vurma" diye rica etti. Rıza Bey'de Kara Hasan'ın bu teklifini yerine getirdi ve onu cezaevine kelepçesiz gönderdi.

Bu işi bitiren Rıza Bey grubu, Kani Bey'e yardıma koştu. Karargâhı basan Kani Bey, handa pek az insan bulmuştu... Yalnız Kürt Bekir Çavuş, Rıza Bey'e silah atmış aynı suretle mukabele görüp yaralı olarak ele geçmişti. Kürt Mehmet Çavuş, Abdullah. Göktepeli Şaban, Yeni Çiftlikten Mestan gibi birkaç azılının yakalanmadıkları anlaşıldı.

Rıza Bey tahkikata koyuldu... Bir kısmını yakalamaya muvaffak oldu.. Fakat daha yedi kişi serbestti...

Artık Hamdi Bey'e herkes minnettardır..

İşte Kara Hasan eşkıyasından Biga halkının kurtuluşu böyle olmuştu. Bu eşkıyanın yakalanıp hapsedilmesi Dahiliye Nazırlığı tarafından Harbiye Nezaretine şu ifadelerle bildirilmişti:

"Kuva-yı Milliye kumandanı Hamdi Bey tarafından icra edilen tertibat üzerine. Şaki Kara Hasan ile avanesinden Suphi ve Halil Çavuş ve diğer 15 kişinin bilâvukuât silâhları alınarak derdest olundukları ve yalnız çete efradından bir nefer ağırca mecruh olduğu ve inzibatın müştereken temin edildiği Biga Kaymakamlığı vekâletinin iş'arına atfen Kal'a-yı Sultaniye mutasarrıfından bildirilmiş ve keyfiyet taraf-ı Samii Sadaretpenahiye de arz-ı izbar kılınmış olmakla ol babda emir ve ferman..."

YUNAN KUVVETLERİNE KARŞI KULLANILMAK ÜZERE KUVA-YI MİLLİYE'NİN İHTİYACI OLAN SİLAH VE CEPHANENİN TEMİNİ İÇİN YAPILAN PLAN

Hamdi Bey, Biga'ya yerleşir yerleşmez, hemen bölge halkını millî davaya kazanma, Yunan cephesinde çarpışan askere silah ve cephane temini, aynı zamanda cepheye asker gönderme işlerine başladı. Halktan toplanan silah, cephane ve para yeterli değildi. Çünkü, uzun süreden beri devam eden savaşlar ve içteki eşkıya tarafından soyulan halk, bu durum karşısında para vermede oldukça zorlanıyordu. Bu şartlar içinde olan halktan, daha fazlasını istemek de mümkün görülmüyordu. Kara Hasan çetesini yakalaması (birkaç tanesi yakalanamamasına rağmen) Hamdi Bey'in itibarını ve kendisine beslenen güveni arttırdı.

Mütareke hükümlerine göre, Osmanlı ordusunun bütün silâh, cephane ve harp malzemesine el konulmuş ve bunlar da sahillerdeki depolara toplanarak müttefik askerlerin muhafızlığına bırakılmıştı. En büyük depolardan biri de Gelibolu Yarımadası'nda Akbaş'ta kurulmuştu.

Bir süre önce Rusya'da gerçekleştirilen "Bolşevik İhtilâli" sonrası, başlayan mücadelede, bolşevizmi ortadan kaldırmak için çar yanlılarına yardım etmek için, Akbaş'taki bütün savaş malzemelerinin gönderilmesi kararlaştırılmıştı; "Bu maksatla bazı nakliye gemileri de Gelibolu önüne geliyordu." Osmanlı ordusuna ait, depolardaki bu silâhların, Rusya'ya gönderilmesi fikrine karşı çıkması beklenen baştaki İstanbul hükümeti "İtilâf Devletleri'nin bu isteğini hemen kabul edivermişti ."  Tamamen teslimiyet politikası güden İstanbul hükümetinin, Akbaş depolarındaki büyük çaptaki topların, mütareke sonrası büyük oranda buradan Derince İskelesine nakledildiği ve halen cephane ve eslihanın küçük çapta oluşu sebebiyle kabulde beis görmediği düşünülebilir. Ama; bu uysallığından dolayı, İtilâf Devletleri'nin yanında itibarının arttığı söylenemez. Zira Paris Barış Konferansı'nda Osmanlı Devleti'nin tezini savunmaya çalışan Damat Ferit'e, Fransız Başvekili Klemanso'nun: "Cihan Harbi'nin çıkarılması sebebinin, Osmanlı Devleti'ni tasfiye olduğunu hâlâ mı anlayamadınız? diyerek azarladığı da bir gerçektir.

Akbaş depolarındaki silahların Rusya'ya nakledileceği haberi, devrin gazetelerinde de haber olarak yer almıştı. Akbaş baskın plânı Balıkesir 61. Fırka Komutanına göre şöyle yapılmıştı:

Silah ve cephane temini için çekilen zorluklar düşünülenlerden çok fazla idi. Halk tamamen cephelere koşmaya hazır bulunduğu halde, kendilerine silâh bulamıyorduk. İşte böyle bir zamanda en çok silâh ve cephaneye sahip bulunan Akbaş depolarının, Anadolu sahiline nakilleri düşünüldü.

"... Akbaş'taki silah ve cephanenin nakli vazifesini Köprülü Hamdi Bey üzerine almıştı. Kendisi yanında 10 Kuva-yı Milliye askeriyle Balıkesir'den Biga'ya hareket etti..."  şeklinde bilgi vermişti.

Halbuki bu konu üzerinde çalışan diğer yazarların tespitleri de değişiktir. Mesela Zeynel Kozanoğlu'na göre:

Hamdi Bey'le arkadaşları karargâhta toplanmışlardı. Bir ara, İstanbul gazetelerini getirdiler.

Fakat o da ne? Gazeteler, hükümetin Akbaş'taki silah ve cephaneyi Bolşeviklerle harp etmekte olan Denikin Ordusuna terk edeceğini yazıyordu.

-" Bakın arkadaşlar.." dedi Hamdi Bey, "Şu habere bakın." Ve haberi okudu. Odaya birden bir sessizlik çökmüştü. şeklindedir ki; Kâzım Bey'in naklettiği bilgilerden çok farklıdır. Böyle olmakla birlikte, Balıkesir'den Biga'ya gönderilen Hamdi Bey'in bu derece ciddi ve çok tehlikeli bir görevi de üstlenerek gelmesi ve bunu zamanı gelmeden de yakın çevresine açıklamaması olağandır. Akbaş cephaneliğinin Rusya'ya nakledileceği haberini basında okuduğu da doğrudur, ama bu haber; yeni bir kararın alınmasından ziyade mevcut karamı, uygulanma safhasına geçmesini çabuklaştırmıştır.

Bu sırada Akbaş depoları, Fransızlar tarafından korunuyordu, Aynı zamanda İtilâf Devletlerine ait büyük küçük birçok savaş gemisi de Akbaş'ı devamlı denizden koruyordu. Sonra çevre ile irtibatı temin eden telefon bağlantısı da vardı. Zaten Çanakkale ile Akbaş arası, torpido hızı ile en fazla yirmi dakika idi. İngiliz harp gemileri Çanakkale'yi bir üs olarak kullandıklarından sürekli burada idiler. İşte Akbaş, böyle muhafazalı bir yerdi . Üstelik Çanakkale ve çevresinde yaşayan Rumlar, Kuva-yı Milliye için en büyük tehlikeyi oluşturuyorlardı. Duyduklarını ve şüpheli gördükleri herkesi hemen anında Müttefik Devletlerin ilgili makamlarına ihbar ediyorlardı.

İşte Hamdi Bey, basında okuduğu böyle bir haber karşısında, kendileri için tehlikelerle dolu planı uygulamak üzere harekete geçti. Yakın arkadaşlarından Dramalı Ali Rıza Bey'i bu işle görevlendirdi. Ali Rıza Bey, Hamdi Bey'den aldığı emir gereği Biga'dan (kıyafet değiştirerek) Lapseki - Umurbey'e geldi ve orada, nahiye müdürü Reşadettin Bey'le görüştü. Sonra da onunla birlikte Gelibolu tarafına geçti. Reşadettin Bey, kısa bir süre sonra tekrar Umurbey'e (gerekenlerle temas kurulduktan sonra) geri döndü. Ali Rıza Bey, yarımadada bir çiftlikte hemşehrileri ile görüştü. Yarımada da kaldığı bir haftalık zaman içinde:Akbaş depolarının etrafında bir çoban kıyafetiyle tetkiklerde bulundu. Bazı köylülerle tanıştı. Muhafızların vaziyet ve mevkilerini, nöbetçilerin adedini ve ne şekilde nöbet değiştirdiklerini, telefon hatlarını, depoların ihtiva ettiği malzemenin miktarını, depolardan iskele civarına gelen yollar, sahilde kayıkların yanaşabileceği noktaları öğrendi. Netice olarak yapılacak iş için gereken bütün bilgiyi toplayarak Biga'ya döndü ve tetkikleri ile görüşlerini etraflıca Hamdi Bey'e anlattı. Hamdi Bey, bu bilgiyi bana (Kazım Bey'e), şifre ile bildirdi..

Akıllara durgunluk verecek baskının ön hazırlıklarını böylece tamamladı.

Eceabat - Yalova köyünde görüştüğümüz Hüseyin Aygün (1899 doğumlu Bahriyeli Hüseyin diye tanınıyor.) bize, Ali Rıza Bey ile ilgili olarak şunları anlattı:

"Ali Rıza Bey, köyümüz Yalova'ya geldi. Kara Ahmet'in  evinde kalıyordu. Bu evde, köyümüzde sözü geçen kişilerden  olan Hacı Mustafa, Hafız Süleyman gibi kişilerle görüşürdü.Sonra Tahir çetesi de birkaç sefer buraya gelip gitti. Bizim köylülerimizin büyük bölümünün tarlaları Akbaş tarafında olduğundan ve aynı zamanda orada cephanelikleri bekleyen Senegalli-Fransız Arap askerlere süt, yumurta ve diğer yetiştirdiğimiz ve ürettiklerimizi satmaya gittiğimizden, orası bize yabancı değildi.

İşte köyümüze gelen Ali Rıza Bey'de Kara Ahmet'in atı ile Akbaş'taki Fransız - Senegalli askerlere, köylülerimiz gibi süt, yumurta vs .yi birazda ucuz satarak askerlerle ahbaplık kurmuştu Burada olduğu süre içinde Kara Ahmet'in evinde baskın planları hazırlandı. Hatta Hamdi Bey'de bir gece buraya geldi. (Orta boylu, ayağında san çizmeler vardı) Kara Ahmet'in evinde toplantı yaptı.

Nurettin Önen de, mezkur eserinde Hamdi Bey'in, Gelibolu tarafına geçtiğini ifade etmektedir.

Ali Rıza Bey, gerçekten İyi bir teşkilâtçı kişi idi. Yalova Köyü'nde bulunduğu süre içinde o bölgenin çetelerinden olan Tabir' i de Akbaş baskın planında aktif bir şekilde görevlendirmeyi başarmıştı, Çete'nin başı olan Tahir "Haber gönderildiği anda yanındaki on beş arkadaşı ile yardıma geleceğini vaat etmişti."

Yalova heyeti de civar köylerden tedarik edeceği 200 kişiyi hazırlayıp Tahir'in emrine verecekti.

Planlar tasarlandığı gibi ilerliyordu. Bir aksilikle karşılaşılmamıştı. Hatta bu arada Ali Rıza Bey, Gelibolu Mevkii Müstahkem Kumandanı Halit Bey'i de ikna etmiş ve baskın planının uygulanması sırasında onun da payına düşeni yapacağına dair söz almıştı, İşte Kuva-yı Milliyecilerin gerek Gelibolu'ya ve gerekse yarımadaya geliş - gidişleri tespit edilmiş olmalı ki,  îtilâf makamları "... Çardak ve Lapseki'den on sekiz zabitle Kuva-yı Milliye teşkilatı yapmak üzere Gelibolu'ya geldiğini, istihbar edildiğini.." ısrarla ileri sürüyorlardı. Bu gelip gidenlerin Akbaş ile ilgili olduğunu nereden bilsinlerdi.

Nihayet geriye sayma işlemi başladı ve planın tahakkuku için Hamdi Bey harekete geçti. Elde güzel bir fırsat da vardı. Zira Kara Hasan'ın adamlarından bir kısmı yakalanamamıştı.

Hamdi Bey, bir gece en gözü pek adamlarından bîr kısmını Biga - Çınarlık'ta topladı. Onlara yapacakları işin önemini anlattı. Gelmek istemeyenlerin ayrılmalarını söyledi. İçlerinden biri ileri atılarak:

- Bey, Bey, sen ne zannediyorsun, biz ölümden korkacak kadar ödlek miyiz? Sen emret biz ölelim.

Bu sözü söyleyen Piriştineli Salih idi. Ardından diğer arkadaşları:

- Ölelim, diye bağırdılar.

Hamdi Bey'in gözleri yaşardı... Tümünün kalpleri aynı sevgi ile çarpıyordu. Edremitli Şerif Efe, Piriştineli Salih, Resneli Ahmet, Resneli Akif, Resneli Adem, Orhili Arif, Tikveşli Süleyman ve Kalkandereli İbrahim..

Hamdi Bey, henüz ele geçmeyen Kara Hasan'ın adamlarını güya takip için, kendi adamlarından bir kısmı ile Biga'dan çıkıp Lapseki'ye geldi. Biga'da Kani Bey'i bırakmıştı.

Lapseki'de belediyede misafir edilen Hamdi Bey, mülkiye okulu arkadaşlarından olan Lapseki Kaymakamı Hasan Basri Bey'i ziyaret etti. Sonra Kuva-yı Milliye'nin önde gelen adamlarından Hancı Lütfü Bey ve İbrahim Ağa gibi hatırı sayılır adamlar vardı ki, onlarla da görüştü. Bu kişiler:  içten içe o muhit efkârı umumiyesini hazırlıyorlardı. İşte şimdi de Lapseki, Çardak, Gelibolu ve Umurbey iskelesinde ne kadar kayık, mavna, motor varsa, Umurbey iskelesine sevk ediyorlardı."(116) Bu işte canla başla çalışan kayıkçı Hasip Ağa'yı da unutmamak lâzımdır.

Lapseki ve Umurbey dolaylarında bu hazırlıklar devam ederken Kâzım Bey, İstanbul Boğaz Komutanı bulunan Galatalı Şevket Bey'e, 14. Kolordu Komutanı vekili sıfatıyla yazdığı telgrafta:

"Lapseki ve Karabiga civarında kalan kolorduya ait eşyanın Bandırma'ya nakli için bir motor göndermesini ve motor kaptanına da, Lapseki'de tarafımdan gönderilen memurun kendisine vereceği emre göre hareket etmesi lüzumunun tebliğini rica ettim. Halbuki kolorduya ait olarak nakledilecek eşya vesaire mevcut değildi. Sadece bir motor getirtebilmek düşüncesiyle bu telgrafı yazdım."   diyerek olayın bu yönüne de ışık tutmaktadır.

Bu arada belirtmekte fayda gördüğümüz bir husus da şudur: Elimizde bulunan belgelerde, Çanakkale Mevki-i Müstahkem Komutanı Miralay Şevket, Harbiye Nezaretine yazdığı yazıda:

"19.1.1336 tarihinde Balıkesir'de 61. Fırka Kumandanlığı'ndan alınan bir telgrafta Çanakkale'de bulunan Bolayır vapuru ile Bandırma'ya nakli rica edilmiş ve fırkaya bir muavenet olunmak üzere mezkûr eşyanın nakli hakkında Çanakkale Osmanlı Komisyonuna emir verilmiş idi.." denilerek Bolayır Vapuru'nun tahsisi ile ilgili bu açıklama yapılmıştır.

Yine bu bilgiye ilave olarak Çanakkale Mevki-i müstahkem Komutam Miralay Şevket tarafından 1.2.1920 tarihinde 61. Fırka Kumandanlığına yazılan şifre'de: "19.1.1920 tarihli telgrafınız üzerine Lapseki'deki eşyayı askeriyeyi nakletmeye tahsis edilmişti." ifadeleri ile Kâzım Bey'in, Galatalı Şevket Bey'e yazdım dediği telgraf; Miralay Şevket Bey'e (iki isim aynı kişiye ait) olduğu belgelerden anlaşılıyor.

Anadolu tarafında bu hazırlıklar bütün hızıyla devam ederken, Hamdı Bey'in hazırladığı ve plânın yarımada tarafındaki halkasını tamamlayacak olan şu olay, cereyan ediyordu:

"Hamdı Bey, Burhaniyeli Mahmut'u çağırdı. Uzun süredir yanında çalışan henüz yirmi yaşındaki bu delikanlıya çok güveniyordu ."

- "Seni çok mühim ve o kadar da tehlikeli bir yere göndereceğim." dedi. Kiminle gidersin?

Mahmut:

-"Şerif'le Beyim." dedi.

- "Şerif olmaz, ben yalnızım... İbrahim'i al."

-"Peki beyim."

"İki saat sonra gel, talimat vereceğim."

Mahmut çıktı. İbrahim'i buldu.

İki saat sonra belediye salonuna geldiler.

Memleketin ileri gelenleri ile memurlar toplanmıştı.

Hamdi Bey;

- Çocuklar... Şimdi hayvanlarınızı ve silahlarınızı hancıya teslim edin. Sonra çarşıya çıkın. Serseriler gibi dolaşın. İşte jandarma kumandanı... Sizi asker kaçağı olarak posta ettirecek. Şubeye sevk edecek. İste şube reisi... Sizi Gelibolu Mevki-i Müstahkem Kumandanı Halit Bey'e gönderecek...

Sonra Askerlik Şube başkanına döndü:

- Şimdi 1311 ve 1312'liler silah altındadır, öyle değil mi binbaşım?

- Evet öyle.

Hamdi Bey, Mahmut'la İbrahim'e döndü.

- Sen Biga'nın Çavuş Köyü'nden 12 tevellüdü Mahmut'sun. Sende Biga'nın Dimetoka Köyü'nden 1311 doğumlu İbrahim'sin... Şimdi beni dinleyin...

- Miralay Halit Bey sizi Akbaş cephane muhafızlarının yanına sevk edecek... Mahmut, şu kartı al. Kendisine verirsin. Akbaş'a gidince, vazifeniz daha da güçleşecektir. Depo Fransızların idaresindedir. İstanbul hükümetine mensup birtakım asker de bunların muhafızıdır. Vazifeniz, nöbet mahallerini, telefon hatlarını, depolan iyice tespit edip öğrendikten sonra Akbaş ile Şehitler Kabristanı arasında bir ateş yakıp hazır olduğunuzu bize bildirmektir... Ben de Bergaz Palamutluğu'na nokta koyarak bu işaretinizi bekleyeceğim.. Dikkat ediniz, silah patlamayacak.. Muhafız Fransızlara eziyet edilmeyecek., onlar da cephane ile birlikte buraya getireceksiniz...

Ertesi gün Hamdi Bey'in iki cesur adamı.. Halit Bey'in karşısındaydılar.

Halit Bey, onlara Akbaş'taki Türk binbaşıdan sakınmalarını söyledi... Halit Bey sonra, bir başçavuş çağırdı:

- Bunları Akbaş'a muhafızların yanına şevket, dedi. O gün akşam Akbaş'a ulaştılar..."

Ertesi gece, bir köşede kuru otlar ve odunlar tutuşturarak., haber bekleyen Hamdi Bey'e Akbaş'ta bulunduklarını bildirdiler.

Bundan sonra her şey arzu edildiği şekilde gelişti, Mahmut ve İbrahim'in, Hamdi Bey'in verdiği talimat doğrultusunda görevlerini yaptıkları anlaşılmaktadır. Her şeyin iyi gittiği anlaşılınca A!i Rıza Bey, yanında Şerif Efe, Kalkan Dereli İbrahim, Resneli Akif, Resneli Ahmet, Orbili Arif, Tikveşli Süleyman, Resneli Adem ve Priştineli Salih gibi gözüpek Kuva-yı Milliyeciler'le Umurbey'e (eski ismi Bergos) geldiler ve Nahiye Müdürü Reşadettiıı Bey'i aradılar. Tesadüf Reşadettin Bey köylerden Okçulara gitmişti. Ali Rıza Bey, karakol kumandanından nahiye müdürünü hemen bulmasını istedi. Karakol komutanına şakilerden Kürt Bekir'i takibe geldiğini anlatmak için birtakım sorular sordular ki, çevreye bu iş için geldiklerinin yayılmasını istiyorlardı. Başbakanlık arşivinde Kâmil Su tarafından tespit edilen belgede, Karakol Komutanı Mecit, nahiye müdürüne şu yazıyı gönderiyor. Yazıda:

Şimdi Bergos'a Kuva-yı Milliye Takip Kumandanı geldiler. Akşama da Kuva-yı Milliye'nin Umum Kumandanı Hamdi Bey Bergos'a gelecektir. Her halde bu tezkireyi alır almaz seri-an Bergos'a hareket eylemenizi rica ederim. Kürt Bekir'in ve rüfekasının ne tarafa gittiğini sual ediyorlar... 19 Kânun Sâni  telaşla Reşadettin Bey'i Umurbey'e çağırıyordu.

Bu arada Hamdi Bey, Gelibolu'daki Halit Bey vasıtası ile üç beş adamını (yine yakalanan asker kaçağı oyunu ile) Akbaş cephaneliklerine yerleştirmeyi başarmıştı. Yine Hamdi Bey, Anadolu tarafından Çan nahiyesinden Lapseki'ye kadar ne kadar (bütün köylerdeki) at, eşek, deve, kağnı araba varsa seferber etmeyi başarmıştı.

Hamdi Bey'i düşündüren, mütareke hükümlerine göre Akbaş cephaneliklerinde bırakılan Osmanlı hükümetine bağlı bir binbaşının (Bahri Bey) varlığı idi. Her ne kadar yine Halit Bey vasıtasıyla, Akbaş Komutan Muavinliğine Yüzbaşı Davut Bey'i verdirmeyi başarmıştı, ama yine de onun varlığı rahatsızlık veriyordu. (Hamdi Bey, bir ara bu Bahri Bey'in yerine tebdil-i kıyafet edip geçmesi düşünülmüş ise de sonra vazgeçilmiştir.)

Nihayet bütün hazırlıklar tamamlanınca Ali Rıza Bey'e, karşı tarafa geçmesi için Hamdi Bey emir verdi. Çünkü Akbaş'taki baskını gerçekleştirecek "fedailer mangası" Ali Rıza Bey'in emrine verilmişti. 26 Ocak 1920 akşamı havanın kararması ile Ali Rıza Bey, Reşadettin Bey (bir süre sonra Anzavurcular tarafından şehit edilecektir) ve Şerif Efe, Kalkandereli gibi otuza yakın arkadaşı ile büyükçe bir kayıkla (asırlarca evvel atalarının Gelibolu Yarımadası'na geçişlerini hatırlatırcasına ve yine büyük bir dava uğruna) Akbaş yakınlarında karaya çıktılar. Ali Rıza Bey, adamlarının bir kısmına gerekli talimatları vererek ve Akbaş'a fazla yaklaşmadan gizlenmeleri direktifini vererek, kendisi birkaç adamı ile Yalova köyüne geldi. Etrafta casus olabileceği düşüncesiyle büyük bir dikkat sarf ediliyordu. Ali Rıza Bey, çevredeki köylülere gerekli emirleri vererek (Tahir çetesi vasıtasıyla) onların cephanelik bölgesinde gösterilen yerde ve zamanda toplanmalarını istedi. Kendisi gece saat 21.00'den sonra harekete geçmeyi planlamıştı. Çünkü buradaki askerler saat 21.00'de yatıyor ve nöbetçiler kalıyordu. Ali Rıza Bey bu cephaneliği avucunun içi gibi biliyordu.

Anadolu tarafında da her şey hazırdı. İstenilen Bolayır römorkörü de Kaptan Mehmet Bey idaresinde Umurbey İskelesi'nde verilecek emri bekliyordu. Çevreden gelen bütün kayıklar da Umurbey iskelesi'nde toplanmıştı. Hamdi Bey, Umurbey - Çanakkale ve Umurbey - Lapseki telefon hatlarına bile el koydurmuştu. Bu arada Lapseki jandarma komutanını da kendi yanına almayı başarmış ve karşıdan Ali Rıza Bey'in vereceği işareti beklemek üzere Umurbey İskelesi'ne inmişti.

O gün Akbaş'taki Osmanlı Binbaşısı Bahri Bey'de, Gelibolu'ya görevle gitmişti. Yardımcısı Davut Bey, Kara Mustafa ile Süleyman Çavuş'u Akbaş - Gelibolu yoluna Bahri Bey'i zararsız hale getirmeleri için bırakmıştı. Bahri Bey, akşam dönerken, bu Kuva-yı Milliyeciler tarafından hadisesiz bir şekilde yakalanmış ve baskın saatine kadar da orada alıkonulmuştu.

AKBAŞ BASKINI

Ali Rıza Bey'in idaresinde bulunan kuvvetler, gecenin karanlığından da istifade ile cephane yakınına kadar sokuldular. Bu arada Ali Rıza Bey, arkadaşlarından bir kısmını yolları tutmak ve telefon hatlarını kesmek üzere görevlendirdi.

Eceabat - Yalova köyünden olup bu baskın gecesinde de görev alan Hüseyin Aygün, baskın olayını bize şöyle anlattı:

Yalova köyünün korucusu Ömer enişte bize bir geliş geldi:

"Hüseyin çabuk ol! Bütün köy Akbaş'a gidiyor, sen de davran" dedi.

Vakit yatsı namazı zamanı idi. Ezan belki okundu belki okunacaktı. Yolda gördüm ki, akın akın halk, büyük bir sessizlik içinde Akbaş'a ilerliyordu. Orada anladım ki, civar köylerden de gelenler çoktu. Hiçbir çıt sesi bile çıkarılmıyor, sigara içilmiyordu. Bizi buraya toplayan ve getiren Tahİr çetesi idi. Biz cephaneliklere 100-150 metre mesafede derenin içinde veya orman içlerinde gizleniyorduk. Karanlığa rağmen Akbaş kalesini görebiliyorduk. O gece bir soğuk ki, tüü desen yere düşmeyecek, donacak derecede soğuktu. Bu arada biz, heyecandan mı, soğuktan mı, bilemiyorum, titriyorduk. Yalnız Karnebeli Recep, köyümüzden Osman Çavuş ve Bektaş Ömer'i telefon tellerini kesmeye gönderdiler. Orada tahminen iki saate yakın bekledik. Ondan sonra bizlere bir işaret verildi ve yavaş yavaş kendimizi göstermemeye çalışarak kaleye sokulmaya başladık. Tabii bu arada bizim önümüzde bazı kısık kısık sesler ve boğuşmalar oldu. Meğer o zaman nöbetçiler etkisiz hale getirilmişti. Oradan koğuşlara girildi. Senegalli askerlerin bir kısmı uyumuş bir kısmı uyumamıştı. Velhasıl orada olanların hepsinin elleri, gözleri ve ağızlan bağlandı. Ondan sonra Ali Rıza Bey, ateş yakarak karşıya işaret verdi. Bir süre sonra bir istimbot kayıkları getirdi. İstimbotdan çıkanlardan biri: "Allah rızası ve milletimiz için bu silahları taşıyacağız." dedi. Millet taşımaya öyle başladı ki; sanki arı oğulu gibi gidilip geliniyordu. Ben depoda idim ve gelenlere silahları veriyordum. Taşıyanların kollarına kaç tane aşabilirsek o kadar alıp gidiyorlar ve kayıklara bırakıyorlardı. Taşınanlar Rus silahı ve mermisi idi. Ne yazık ki, hepsini alamadılar. Yalnız giderlerken İçlerinden biri bize dedi ki; bu silahlan burada bırakmayın, alın orman içlerine saklayın, giderlerken Senegalli askerleri de alıp götürdüler. Ertesi gün her halde olay duyuldu. Her yer Fransız askeri ile doldu. Bizlere bir şey yapmadılar, soygunu Anadolu'dan gelenler yaptı diye.."

Gerçekten Ali Rıza Bey 26 Ocak 1920 gecesi saat 21.00'den bir şiire sonra cephaneliği yanındakilerle basmış, nöbetçileri etkisiz hale getirmiş, koğuşlara da girince "- Hiç kimse kıpırdamasın, yoksa öldürürüz!.."demişti. Bütün işlerini yukarıda ifade edildiği gibi tamamlayıp karşıda sabırsızlıkla işaret bekleyen Hamdi Bey'e ateş yakılarak işaret verildi. Hamdi Bey de orada bekleyen Bolayır römorkörünü karşı sahile doğru yedeğinde kayıklar olduğu halde hareket ettirdi. Hava çok sert olduğundan devriye gemileri her halde limanlara çekildiğinden ortada gözükmüyorlardı. Gelen römorkör ve kayıklara taşınabilecek kadar taşındıktan ve son kayık da dolduktan sonra, Davut ve Rıza Beyler yüksekçe bir yere çıkarak cephaneyi taşıyan halka seslendi:

"- Allah'a ısmarladık arkadaşlar!.. Artık yerlerinize dönün.

Kurtuluş saatini bekleyin.

Köylüler:

"- Yolunuz açık olsun.. Allah sizi korusun."

İşte bu baskın tam planlandığı şekilde gerçekleştirilmiş ve hiçbir aksilik de çıkmadan Bolayır römorkörü ve kayıklar Umurbey İskelesi'ne geri dönmüşlerdi. Bu iskelede de gerekli tertibat alınmış ve hazırlıklar da tamamdı. Zira burada çevreden ve köylerden kağnı, at ve eşek arabaları sıraya girmiş, gecenin karanlığında tam bir disiplin içinde bekliyorlardı, Römorkör ve kayıklar gelince de, derhal boşaltma ve nakliye işlemine geçilmişti.

"Silah ve cephane yüklü araçlar Umurbey İskelesi'nden ayrıldıktan sonra Lapseki yoluna girmişler, bir süre gittikten sonra bu yoldan sapıp Beybaş, Hacıkelenler köylerini geçerek Balcılar'a gelmişler ve yüklerini buraya boşalmışlardır. Cephane ve silahların taşınması Balcılar'dan Çan'a ve oradan da Yenice Köye (şimdiki Yenice kazası) taşınması, yörükler tarafından yapılmıştır."

Yenice Köyü'ne getirilen bu silah ve cephaneler orada Ali Rıza Bey sorumluluğunda, Biga -Değirmencik Köyü'nden İskender, Zekeriya ve yedek subay Çavdaroğlu Ali, Biga Tapu memuru Ethem, bir yüzbaşı, birkaç millî çete, bu cephaneyi muhafazaya memur edildi.

Yükünü boşaltan Bolayır Römorkörü Karabiga'ya doğru yol alırken gözleri ve elleri bağlı getirilen Senegalli askerler ve bizim Türk subayları da (Binbaşı Bahri, Teğmen Hulusi ve Osman Beyler) bir sandalla tekrar geri Akbaş'a yolcu ediliyorlardı.

Haindi Bey, Fransız işgal komutanına bir pusula yazıp, bu geri dönen askerlerle birlikte geri dönen Binbaşı Bahri Bey'e vermeyi ihmal etmemişti Pusulaya Türkçe olarak şunları yazmıştı:

"Muhafazanız altında bulunan silahlar aslen bizimdir ve bize lazımdır. Cephaneliği iki yüz kişi ile ben bastım. İçindekileri ben aldım. Askerlerinizin hiçbir kabahati yoktur. Kendilerinden aldığım bütün teçhizatı iade ederek onları nezdinize gönderiyorum. Hamdi."

Bolayır römorkörü görevini yaptıktan sonra Karabiga'ya geldi. "Halit Bey'in çiftliğinin sahildeki sazlıklarına baştan kara etti... Tayfalarla birlikte kaptan da karaya çıktı. Gemideki eşyaları da karaya boşalttırdı.." 

Çanakkale'de, araştırmamız sırasında görüştüğümüz Mehmet Kızoğlu, Bolayır römorkörü Kaptanı Mehmet Bey hakkında şu bilgileri verdi: "Benim akrabamdır. Akbaş baskın olayından sonra işsiz kaldı. Uzun süre gizlendi. Sonra İngiliz Vitali'nin çalıştırdığı Çanakkale - Serçeler'deki altın madenlerinde Mustafa Çavuş takma adıyla çalıştı." diyerek onun bu yönünü de açıklamış oldu.

Akbaş cephanelerinde bulunan silah ve cephanelerin miktarı şu şekilde tesbit edilmişti:

"... Akbaş'ta 8 bin tüfek, 137 bin 771 Alman piyade fişeği, 5,5 milyon mavzer cephanesi, 14 milyon Rus tüfeği cephanesi, 7 bin 331 sahra top mermisi, 104 onbeşlik skoda mermisi, 398 on buçukluk sahra obüs mermisi vardı." şeklinde tesbit edilmiş ise de, bunda da tam bir görüş birliği olmadığı anlaşılmaktadır.

MUSTAFA KEMAL'İN, HAMDİ BEY'İ TEBRİK VE TAKDİR ETMESİ

Hamdi Bey, başardığı bu büyük ve mutlu işin rahatlığı ile Umurbey'e geldiği zaman mutemet adamlarından Mahmut'u çağırıp, Lapseki'deki Kuva-yı Milliye reisine göndererek şu aşağıdaki telgrafın çekilmesini istedi.

"Balıkesir'de Fırka Altmışbir Kumandanlığına 26/27.2.1336 gecesi Akbaş'taki cephaneliği basan arkadaşlarımız depoyu muhafaza eden Fransızlar tevkif ve hutut-u muhabereyi kat'ettikten sonra eslihayı kamilen, cephaneyi kısmen muhafız Fransız efradım da mahfuzen karşı sahillerimize nakletmişlerdir.

 

Evvelce temin ve izhar ettiğimiz vesaitle bu mühimmat, tamamen dahili sevk edildikten sonra Fransız efradını iade ettim.

Baskın olayı basan İle sonuçlanınca 61. Fırka Komutanı Kâzım Bey, Hamdi Bey'den aldığı telgraf doğrultusunda durumu, Ankara'da bulunan Mustafa Kemal'e 28 Ocak 1 920'de çektiği şifre telgrafta şu bilgileri veriyordu:

"Rumeli sahilinde Gelibolu civarında Akbaş mevkiinde Fransızlar'ın taht-ı muhafazasındaki depolarda bulunan esliha ve mühimmat Devlet-i İtilafiye tarafından Denikin Ordusuna verilmiş, Rusya'ya nakline teşebbüs ve bu iş için dört gün mudakkem bir Rus vapuru Gelibolu'ya gelmişti. Balıkesir Heyet-i Merkeziye azasından ve fedakâr arkadaşlarımızdan Köprülü Hamdi Bey, Kuva-yı Milliye'den bir müfreze ile Lapseki  ve orada 26/27.1.1920 gecesi Sallarla Rumeli sahiline bil mürûr Akbaş depolarına vaziyet etmiş ve depo muhafızları oları Fransızları tevkif ve hututu muhabereyi kal ettikten sonra eslihayı kamilen ve cephaneyi kısmen ve muhafız Fransız efradım da mahfuzen Lapseki'ye naklettirmiş, esliha ve mühimmatı dahile sevk ettikten sonra Fransız efradını iade etmiştir. Akbaş'ta acizlerince sekizbin Rus tüfeği, Kırk Rus mitralyözü, yirmi beş sandık cephane mukayyed idî. Eğer bir aydan beri Akbaş deposundan bir tarafa silah verilmemiş ise, sekiz bin Rus tüfeği kamilen yedimize geçmiş demektir. Bu vak'a üzerine Düveli İtilafiye'nin ne gibi bir teşebbüste bulunacakları henüz meçhul olup, şimdiye kadar İstanbul'un ve kolordunun da bu meseleden ma'lumatları olmadığı maruzdur."

Kâzım Bey'in haberini alan Mustafa Kemal, bir gün sonra 29.1.1920 tarihinde "Balıkesir'de Fırka 61. Kumandanı Kâzım Beyefendiye" diye başlayan şifre telgrafında;

"Köprülü Hamdi Bey'in fedakârane ve cesurâne hareketle elde eylediği şayan-ı gıpta muvaffakiyetten mütehassıl teşekküratımızın mumaileyhe tebliğine delalet buyurulmasını rica eder, böyle azim bir muvaffakiyete saik olan zat-ı biraderlerini tebrike şitap eyleriz."

Mustafa Kemal. Akbas'ta gerçekleştirilen ve kendisine de bildirilen bu mutlu ve destanı haberi, bir tamimle yurt içindeki bütün Heyeti Merkeziyelere ve askerî makamlara duyurdu.

Balıkesir’e bulunan 61. tümen komutanı  Miralay Kazım Bey, Biga’daki hemşehrisi Köprülü Hamdi Bey, Trakya  yakasında  Gelibolu yakınlarında bulunan Akbaş Cephaneliğine  baskın yaparak  cephaneliği kaçırmasını istedi.Yanına Dramalı Ali Rıza Bey’i ve sekiz arkadaşını  alan Hamdi Bey atlara binerek  Lapseki’ye doğru yola çıktı.Lapseki’ye yaklaştıklarında gece yarısı olmuştu.Akbaş Cephaneliğine  yakın bir yerde  motordan inen milisler  yakındaki bir köye  gittiler.Bu köy halkının çoğu Dramalı Rıza Bey’in hemşehrisi  idi.Rıza Bey ve arkadaşlarının  geldikleri bu köy halkı Akbaş’taki askerlere her zaman tavuk ve yumurta satıyorlardı.Rıza Bey de köylü kıyafetine girerek başka arkadaşlarıyla cephaneliğe gidiyor ve tavuk yumurta satıyordu.Franszılar’a ucuz yumurta vererek onlarla tanıştı.Kısa bir zaman içinde  cephaneliğin önemli yerlerini öğrendi.Beklenen zaman gelip çatmıştı.Gelibolu’da demirlemiş olan Çar  ordusunun bir gemisi ertesi günü cephaneliği  yükleyip  Rusya’ya götürecekti.Hamdi Bey , Lapseki yakasında ne kadar  kayık, motor , yelkenli ve sal  varsa Reşadettin Bey ile  gece yarısı harekete geçtiler.İlk iş olarak nöbetçileri bağladılar.Daha sonra subayların bulunduğu  koğuşa gittiler.Subayları bağladıktan sonra askerlerin bulunduğu koğuşa gittiler ve askerleri etkisiz hale getirdiler.

Sonra da  karşıda bulunan  Hamdi Bey’e  işaret verdiler.Hamdi Bey, kayıkçılarla gelip  cephaneleri aldı.Bolayır motoruna taşıdılar.

Sekiz bin Rus tüfeği,20.000 sandık cephane ve 40 Rus  makinalı  tüfeği  Kuva-yı  Milliyecilerin  eline geçmişti.Daha sonra cephaneleri  Bergaz limanına getirerek  Çan Pazarı üzerinden  cephaneleri Yenice bucağına getirerek  bir depoya sakladıklar. Bolayır motorunu da Kara Biga’ya yolladılar..Bolayır motoru , Kocabaş çayının  döküldüğü yerde  karaya oturdu.Daha sonra İngiliz harp gemisi  Kara Biga’da Bolayır motorunu  buldu fakat  Akbaş Cephaneliği bulunamadı.

HAMDİ BEY’İN VEFATI

Hamdi Bey, Gavur İmam  ve Kürt Mehmet çavuş İmam  onun öldürdükten sonra  Biga’ya getirdiler ve hükümet meydanına  bıraktılar.Hamdi Bey’in cesedine kimse  sahip çıkmadı.Çünkü Gavur İmam ve arkadaşlarından  herkes korkuyordu.Daha sonra onu Kuva-yı Milliyeciler aldı  ve  Biga’ya şu anda garaj olan  yere gömdüler.