|
Sanatı “yansıtma kuramı” açısından yorumlayanlara göre
edebiyat, dünyaya tutulmuş bir aynadır. Bu anlayışa bazı
itirazlar yapılabilir; ancak “ayıklamasız ve
billurlaştırmasız bir yansıtma manasına almamak kaydıyla”
edebiyatı, hayatın bir gölgesi, aynası olarak kabul
edebiliriz.
Edebiyat aynasına akseden konular arasında hiç şüphesiz,
insanı derinden etkileyen, onun duygu, düşünce ve hayal
dünyasında büyük yankılar uyandıran olaylar başt agelir. Bu
bağlamda; büyük depremler, göçler, yangınlar ve savaşlar ilk
sırada yer alır. Harplerin bunlar arasında ayrı bir yeri
vardır. Çünkü savaşlar, edebiyatta, diğerlerine göre daha
geniş ve kalıcı bir yer işgal eder.
Bütün ulusların, başlangıçtan itibaren edebi eserlerine
bakıldığında yaptıkları savaşların akisleri görülebilir. Bu
durum Türk edebiyatı için de geçerlidir. Savaşlarda
kahramanlık olaylarını, başarılarını, toplamun ortak
duygularını şiirle ifade etme geleneği eski Türk
topluluklarına kadar uzanır. Yazılı ilk edebi metinlerimiz
olan Göktürk Kitabelerinden bugüne zengin Türk edebiyatı
bünyesinde üç kıtada at koşturan Türk ulusunun yaptığı
savaşları işleyen eserleri bulmak mümkündür. Örnek kolarak;
Gazavatnameler, Zafernameler, savaş destanları, asker
türküleri gösterilebilir. Ağırlıklı olarak “savaşı okun
edinen” bu tür eserlere harp edebiyatı denilmektedir.
Türk edebiyatında harp edebiyatı vadisine dahil
edebileceğimiz eserlerin sayısında özellikler 1860
tarihinden itibaren büyük artış olmuştur. Bunda bu tarihden
sonra Osmanlı devletinde gazete ve derginin yaygınlaşmasının
büyük etkisi vardır. 1860 sonrası Türk basınına
bakıldığında; 1877-78 Osmanlı-Rus Harbi, 1897 Osmanlı-Yunan
Harbi, 1911 de İtalya’nın Trablus’u işgali, arkasından
Girit’in elden çıkması, Balkan Muharebeleri ve nihayet
Birinci Dünya Harbi ile ilgili başta şiir olmak üzere
değişik türlerde kaleme alınmış pek çok eser bulunabilir.
Bunlara müstakil kitap halinde basılan ürünler de dahil
edildiğinde sayı daha da artar.
İsmini verdiğimiz bu savaşlar serisi içinde edebiyatımızı en
çok etkileyen 1. Dünya savaşı olmuştur. Birinci Dünya
Savaşı’nın hem uzun sürmesi hem de etkisinin derin ve geniş
olması bunun en önemli nedenidir. Tabii, bu savaşta
Çanakkale cephesinde meydana gelen muharebelerin ayrı bir
yeri ve önemi vardır. İstanbul’un kapısının kilidi olarak
değerlendirilen Çanakkale Boğazının İngiliz ve Fransızlarca
zorlanması İstanbulda büyük bir infiale sebep olmuş; kilidi
kurcalayanlara engel olma, hatta uzanan elleri kırma şuurunu
uyandırmıştır. O sebeple üniversiteli hatta liseli binlerce
genç, defterlerini kalemlerini sıralarının üzerinde
bırakarak Çanakkale cephesine koşmuşlardır. Çanakkale savaşı
Anadolu’da da büyük bir heyecan yaratmış yurdun dört bir
yanından gönüllü askerler akın akın Çanakkale’ye sevk
edilmiştir.
Şehirlerde yaşayanlar Çanakkale harbine ilişkin gelişmeleri
basından takip ederken anadolu köylerinde ise halk şiirleri
gündemi türkülerle dile getirmiştir. Gaziantep yöresinden
derlenen bir türküdeki şu dörtlük, Anadolu’nun gözü ve
kulağının Çanakkale’de olduğunu göstermektedir:
“Kamışlı boğazından yürüdü asker
Çanakkale’den de alında haber
Oynayarak yollandı yavuklu nefer
Koca bir hap oluyormuş bu sene”
Çanakkale cephesinden alınan haberler başta İstanbul olmak
üzere yurt çapında büyük yangı uyandırmış Türk askerinin
orada veridiği eşsiz mücadeleyi dile getiren birçok şiir
yazılmış ve türküler yakılmıştır. Ancak hemen belirtmek
gerekir ki Çanakkale Harbi ile ilgili o yıllarda yazılan
şiirler ve söylenen türküler içinde unutulmaktan kurtulanı
oldukça azdır. Bunlardan biri M. Akif’in Çanakkale
Şehitlerine adlı şiiri; diğeri ise bugün Çanakkale türküsü
adıyla bilinen meşhur türküdür. Akif’in şiiri ile ilgili bir
kısım ilmi araştırma ve incelemeler yapılmış olmasına karşın
Çanakkale türküsü hakkındaki araştırmalar maalesef yeterli
değildir. İşte bu eksiklik bizi böyle bir tebliğ hazırlamaya
yöneltti. Çanakkale öyküsünü kronolojik bir takiple doğuşu
ve yayılışı çerçevesinde araştırmaya çalıştık.
A. “Çanakkale Türküsü” nün Doğuşu veya Yakılışı
Öncelikle türkü yakmak ne demektir? Bir türkü niçin yakılır
veya doğar? Bu soruların cevabını verelim. Çünkü genel
olarak bir türkünün yakılış gerekçesi Çanakkale Türküsünün
de meydana gelme nedenini bünyesinde
barındırmaktadır.Şairlik iddiası olmayan kimselerin,
şahısları veya toplulukları duygulandıran çeşitli olayları
terennüm etmek üzere türkü meydana getirmeleri işine “türkü
yakmak” meydana gelene de “yakım” denilmektedir. Pek çok
olay türkü yakılmasına sebep olabilir. Bu olaylar bütün bir
milleti ilgilendirecek kadar büyük nitelikler taşıyabileceği
gibi, dar çevrelerde meydana gelen cinsten de olabilir. Aşk,
gurbet, ölüm, seferberlik, tabi afetler, oymak kavgaları,
eşkıya baskınları, bir kalenin düşmesi, vatanın bir
parçasının elden çıkması gibi sosyal olaylar; sevda, talihe
kızma, şansa küsme gibi duygular türkülerin doğuş şartlarını
hazırlayan sebeplerin başında gelir. Kısaca, hayatın çeşitli
safhalarında, teker teker kşahıslar vey abelli bir muhit
yahut bütün bir millet üzerinde derin tesirler bırakmış
vakalara ait türküler meydana getirilebilir.
Özetle, toplumu yakından ilgilendiren bir takım olayları
yaşamış veya gönlünde duymuş bir sanatçı ( ruhu sanatçı olan
kişi, aşık, halktan biri) hafızasındaki şiir ve ezgilerinde
yardımıyla yeni bir türkü yaratır. Böylece türkü yakılmış
olur. Yakılan türkü ağızdan ağza geçerek zamanla bazı
değişikliğe uğrar. Bu sırada çocu türkülerde olduğu gibi
türküyü ilk yakanın kim olduğu unutulur gider.
Çanakkale türküsünün yakılışı da bahsettiğimiz şartlardan
farklı değildir. Bu türkü Türk insanının hafızasında derin
izler bırakmış bir olayın, yani büyük bir savaşın
atmosferinde meydana gelmiştir. Dolayısıyla bu türkünün bir
doğuş zamanı vardı8r. Ancak Çanakkale türküsünün doğuş
zamanına ilişkin bilgiler şu soruları sormamıza neden
olmaktadır.
Çanakkale türküsü ne zaman doğmuştur? Yani bu türkü
Çanakkale savaşları başlamadan önce mi yoksa harp sırasında
mı yakılmıştır? Aslında bize bu soruları sorduran elimizdeki
bir mektuptur. Söz konusu mektup Emrullah Nutku’nun
“Çanakkale Şanlı Tarihine bir Bakış” adlı eserinde yer
elmaktadır. Mektupu yazan Emrullah Nutku’nun kardeşi
Seyfullah’tır. 1903 doğumlu olan Seyfullah savaşın
arifesinde Çanakkale Sultanisi (lisesi) 1. sınıf
öğrencisidir. Seyfullah, Çanakkale’den gönderdiği ve
üzerinde 29 Eylül 1914 tarihi yazılı olan muktubunda şöyle
der:
Sevgili Anneciğim,
Canımıza tak diyen iki yıllık gurbet hayatından artık
kurtuluyoruz. Sana ve aileme kavuşacağım için seviniyorum.
Mektebimizi alıyorlar., hastane olacakmış, bizi de
İstanbuldaki mekteplere dağıtacaklarmış. Hocalarımızın çoğu
da askerlik hizmetine gidiyorlar, büyük sınıflar da gönüllü
yazılacaklarmış. Bugün Türkçe hocamız sınıfa geldi, ama çok
kalmadı, bize veda etti. Bize; “Zamanı gelince cephede
yapılacak vatan hizmetinin mektepte yapılan hizmetten kutsi
olduğunu” söyledi.
Birkaç günden beri Çanakkale sokaklarından askerler geçiyor.
“Çanakkale içinde Aynalıçarşı, Anne ben gidiyorum düşmana
karşı” şarkısını söylüyorlar. At üstünde zabitler, top
arabaları, mekkare ve deve kervanları sokağımızı doldurdu.
Harp olacakmış. İngiliz ve Fransız harp filoları boğazın
dışında dolaşıyormuş. Buraları bombardıman edeceklermiş. Bu
bombardımanı görmek isterdim, ama yakında Çanakkaleden
ayrılacağız. Ama size kavuşacağım ben.
Beybabamın, sizin ellerinizi öper kardeşlerime selam ederim.
Oğlunuz Seyfullah.
Mektuptan öğrendiğimize göre henüz Çanakkale savaşı
başlamadan önce Çanakkale’de harbe hazırlanan askerler
tarafından Çanakkale Türküsü söylenmektedir. Bu da bize
türkünün doğuş zamanını harp öncesine götürmemiz gerektiğini
haber vermektedir. Türk müzik tarihi ve halk türküleri
üzerine önemli çalışmaları bulunan Mahmut Ragıp Kösemibal!in
görüşleri de bu belgeyi destekler mahiyettedir. Kösemihal,
Musiki Mecmuası’nda bu türkünün Çanakkale savaşları
sırasında yeniden hazırlanmış ve zamana uygun mısralar araya
katılmış bir türkü olduğunu, asıl türkünün “ilk iki kıtadan
anlaşıldığı gibi” (Çanakkael içinde vurdular beni/Nişanlımın
çevresiyle sardılar beni; Çanakkale içinde aynalı çarşı/Ana
ben gidiyorum düşmana karşı) daha eski olup Çanakkale’de
öldürülen bir delikanlının ağzından yakılmış bir ağıt
olduğunu hatta Bay Vahit Lütfi’nin bu türkünün 1. Dünya
Savaşı’ndan çok önce söylendiğini kendisine anlattığını
bildirir.
O zaman bu bilgiler ışığında şimdilik şöyle bir ara tespitte
bulunabiliriz; Çanakkale türküsünün meydana gelmesi savaş
öncesine kadar uzanır. İlk iki kıtadaki sözler de bu
kanaatimizi doğrulayan işaretlerdir.
Araştırmalarımız sırasında bulduğumuz başka belge ve
bilgiler ise bu türkünün savaş başladıktan sonra meydana
geldiği yönündedir. Şimdi de sırayla bunlara bakalım.
Şamlı Selim tarafından 1915 yılında yayımlanan ve üzerinde
Risale-i Musikiyye yahut Musiki Gazetesi yazan eserin on üç
numaralı nüshasında şu ifadeyi okuyoruz. Çanakkale Marşı
bestekarı Kemani Kevser Hanım .
Kevser Hanım tarafından bestelendiği belirtilen ve ikişer
mısralı on iki bentten oluşan marşın sözleri şöyledir:
Çanakkale Kahramanlarının Hatırası
Atar çavuş atar vururlar seni
Ölmeden mezara koyarlar seni
Of gençliğim eyvah
Çanakkale içini duman bürür
Kırk altıncı fırkanın namı yürür
Of gençliğim eyvah
Çanakkale içinde dolu bir testi
Analar babalar ümidi kesti
Of gençliğim eyvah
Çanakkale içinde sıra serviler
Altında yatıyor aslan şehitler
Of gençliğim eyvah
Çanakkale boğazı dardır geçilmez
Kan olmuş suları bir tas içilmez
Of gençliğim eyvah
Çanakkale içinde bir sarı yılan
Osmanlının tayyaresi durdurur divan
Of gençliğim eyvah
Çanakkale sende vurdular beni
Nişanlımın mendiline sardılar beni
Of gençliğim eyvah
Çanakkale sende yatar bir selvi
Kimimiz nişanlı kimimiz evli
Of gençliğim eyvah
Atar ingiliz atar pişman olursun
Kan alıcı fırkaya kurban olursun
Of gençliğim eyvah
İstanbul’dan çıktım başım selamet
Çanakkale’ye varmadan koptu kıyamet
Of gençliğim eyvah
Çanakkale seni duman bürüdü
Ali Kemal Bey’in namı yürüdü
Of gençliğim eyvah
Tayyare ile uçarız, dağlar aşarız
Bize tayyareci derler, düşmanları yıkarız
Of gençliğim eyvah.
Sözlerin üstünde yazan “ Çanakkale Kahramanlarının Hatırası”
ibaresi, bize bu marşın Çanakkale’deki askerlerimizin
kahramanlıklarının hatırasını yaşatmak amacıyla bestelenmiş
olduğnu düşündürmektedir. Zira Çanakkale Harbi sırasında
Harbiye Nezareti’nin teşvik ettiği “harp edebiyatı”
kapsamında kimi şiirlerin marş olarak besteletildiğini
biliyoruz.
Harbiye Nezareti bu kampanya dahilinde Çanakkale’deki
askerlerimizin kahramanlık ve fedakarlıklarını anlatan
eserlerin yazılmasını teşvik etmiş hatta bu maksatla Temmuz
1915’de edebiyatçı, müzisyen ve ressamlardan oluşan bir
heyeti Çanakkale harp sahasına götürmüştür.
İşte bu kampanya dahilinde yazıldığını düşündümüğümüz ve
yine bugünkü Çanakkale Türküsünün sözlerini hazırlatan bir
diğer şiir Destancı Mustafa’ya aittir. Destancı Mustafa’nın
tek sahife halinde bastırıp “30 Para’dan sattığı “Çanakkale
Şarkısı’ biraz daha uzun olup ondört kıtadan oluşmaktadır.
Bu şiirden de birkaç mısra okuyalım:
Çanakkale Şarkısı
Çanakkale’sine vardım selamet
Anafartalar’da koptu kıyamet,
Nakarat
Anafartalar’da oldu kıyamet
Çanakkale’sinde büyük çarşı
İşte ben gidiyorum düşmana karşı
Nakarat
Borular çalıyor ileri arşı
Çanakkale’sinde bir uzun servi
Kimimiz taşralı kimimiz yerli
Nakarat
Askerde rahatla geçirdik devri
Çanakkale’sinde bir yeşil direk
Ölen düşmanlar asevinmek gerek
Nakarat
Harbin dehşetine dayanmaz yürek
Çanakkale’sinde yapılır testi
Düşmanlar çekilip ümidi kesti
Nakarat
Kahraman askerin yorulmaz desti
Çanakkale’sinde sıra serviler
Sanki yağmur gibi iner mermiler
Nakarat
Düşmanın üstüne düşer mermiler
Çanakkale’sinde elektirikler
Kumanda ediyor liva ferikler
Nakarat
Düşman cesediyle doldu tarikler
Çanakkale’sinde büyük çınar
Duymasın anam ölürsem yanar
Nakarat
Sağ kalır isem her daim anar
Çanakkale’sinde sıra söğütler
Zabitler bir yandan asker öğütler
Nakarat
Vadesi gelerek ölen yiğitler
Çanakkale’sinde akıyor dere
Hesapsız düşmanlar döküldü yere
Nakarat
Bomba yarasıyla açıldı bere
Çanakkale’sinin çoktur furunu
Osmanlı askeri arslan torunu
Nakarat
Asla unutulmaz Arıburnu
Çanakkale’sinde toplar inliyor
Topların sesini herkes dinliyor
Nakarat
Topçular düşmanı görüp mimliyor
Çanakkale’sinde yanar löküsler
Kahraman askerler durmaz göğüsler
Nakarat
Korkarak kaçar hemen öküsler
Çanakkale’sinde kurulur Pazar
Aslan askerlere değmesin nazar
Nakarat
Ecel geldi ise kısmetimde yazar.
Destancı Eyüblü Mustafa Şükrü Efendi’nin şiiri ile Kevser
Hanım’ın bestelediği sözler arasında da kimi benzerliklerin
olduğu görülmektedir. Özellikle şu dizeler arasındaki
yakınlık oldukça dikkat çekicidir:
Çanakkale’sine vardım selamet
Anafartalar’da toptu kıyamet
(Destancı Mustafa)
İstanbul’dan çıktım başım selamet
Çanakkale’ye varmadan koptu kıyamet
(Kevser Hanım Bestesi)
Çanakkale’sinde yapılır testi
Düşmanlar çekilip ümidi kesti
(Destancı Mustafa)
Çanakkale içinde dolu bir testi
Analar babalar ümidi kesti
(Kevser Hanım Bestesi)
Çanakkale’sinde bir uzun servi
Kimimiz taşralı kimimiz yerli
(Destancı Mustafa)
Çanakkale sende yeter bir selvi
Kimimiz nişanlı kimimiz evli
(Kevser Hanım Bestesi)
Aslında bu benzerlikler geleneğin ortak olarak kullandığı ve
pek çok halk şiirinde de rastlayabileceğimiz söz
kalıplarından kaynaklanmaktadır. Çünkü halk şiiri ve
türküleri meydana getirilirken daha önce bilinenlerden ‘söz
kalıpları’ alınır adeta yenilere monte edilir. Bu yüzden
yeni türkülerde mevcut ses ve söz kalıplarından sıkça
faydalanıldığı görülür. Değişik türkülerden aldığımız şu
örnekler bune birer kanıttır:
1897 Türk-Yunan Harbi ile ilgili bir türkünün şu dizelerinin
daha sonra da kullanıldığı anlaşılmaktadır:
(….)
Yunan’ın içinde bir sıra selvi
Kimimiz nişanlı kimimiz evli
Sılada bıraktım saçları telli
‘Köy Halk Türküleri’ adlı kitaptaki türkülerin birinde
restladığım şu dizeler bir hayli tanıdık geliyor.
Isparta’dan çıktım başım selamet
Köy yoluna döndüm koptu kıyamet.
Hasan Ali Yücel’in “ürk Edebiyatına Toplu Bir Bakış” isimli
eserinde gördüğüm bir halk şiirindeki şu mısralar da oldukça
dikkat çekicidir:
Karakoldan çıktım yan basa basa
Ciğerlerim toptu kan kusa kusa
(…….)
Yarin çevresine sardılar beni, Erdoğan Gökçe, “1897
Türk-Yunan Savaşlarında Yakılan Türküler”, Folklör
Araştırmaları, Nu:303, Ekim 1974, s. 7119,7121
Ölmeden toprağa koydular beni,
Vay koydular beni!.......
Örnekler daha da çoğaltılabilir. Bu türkülerdeki bazı söz
kalıplarının Çanakkale türküsünde kullanıldığı açıktır. Bu
noktada yukarıda yaptığımız tespimizie bazı ilaveler
yapabiliriz: Çanakkale Harbi sırasında bestelenen “Çanakkale
Marşı” yazılan “Çanakkale Şarkısı”, veya yakılan Çanakkale
türküsü” tamamen orijinal olmayıp kendinden önceki halk
şiiri birikiminden izler taşımaktadır. Bu durum bir eksiklik
değil halk şiirlerinin/türkülerin meydana gelme sürecinde
gelenekteki devamlılığın tabii bir sonucudur. Dolayısıyla bu
bilgiler Çanakkale türküsünün harp öncesi doğmuş olduğu
yönündeki düşüncemizi biraz daha kuvvetlendirmektedir.
Çanakkale türküsüne ilişkin bulduğumuz ve Sabah gazetesinde
1916 yılı başlarında yayınlanan bir diğer metin de Flarinalı
Nazım’ım kaleme aldığı “Çanakkale Türküsü” adlı şiirdir.
Ancak bu şiirin adının dışında bugünkü türkü ile bir ilgisi
yoktur. Şiirin yanına yazılan nottan öğrendiğimize göre bu
şiir bestelenmek ümidiyle yazılmıştır.
Çanakkale türküsünün doğuş zamanına ilişkin belge, bulgu ve
tespitimizi belirttikten sonra, türkünün 1915 yılından
günümüze doğru geliş veya yayılış öyküsüne bakabiliriz:
ÇANAKKALE TÜRKÜSÜNÜN YAYILIŞI
Daha önce ifade ettiğimizi gibi Çanakkale Savaşı sırasında
pek çok şiir kaleme alınmış ancak bunların çoğu kısa süre
sonra unutulup gitmiştir. Oysa Çanakkale türküsü unutulmamış
1. Dünya Savaşı bittikten sonra bu türkü askerin dilinde
Osmanlı Coğrafyasının hemen her yerine yayılmıştır. Falih
Rıfkı, 20 Mart 1918 tarihli Dergah dergisinde yayımlanar bir
yazısında bu gerçeği şöyle dile getirir:
“Çanakkale için bu kadar şiir yazıldı, hiç biri hatırımızda
yok… Belki yazanların bile!. Çanakkale harbini yapan
neferler sılaya dönerken bir türkü tutturdular. Bu türkü
İstanbul sokaklarından ta Anadolu içlerine kadar yayıldı.
Çanakkale içinde vurdular beni
Ölmeden mezara koydular beni
Güftesi şu basit mısralar olan bu türkünün yanık sesi önünde
şairlerimizin yazdığı Çanakkale şiirlerinin sahteliğini
hissettik, onlar kağıttan yapılmış çiçeklere benziyordu.
Çünkü bu türküde orada harp edenlerin acıları vardı,
memleket hasretleri duyuluyordu.
Araştırmamız sırasında gördükki Çanakkale türküsü Anadolu
sınırlarının da dışına çıkmış hatta Balkanlarda da oldukça
çok söylenen meşhur türlüler arasına girmiştir. Çünkü
Çanakkale Savaşlarına Türk ordusu içinde Rumeli’de yaşayan
halkların da katıldığı bilinmektedir. Dr. İrfan Morina’nın
III.Milletler Arası Türk Folklör Kongresi’nede sunduğu bir
tebliğden “Çanakkale Türküsünün Arnavutça Söylenişi’nin bile
olduğnu öğreniyoruz. Arnavutça söylenişinden bir kıtasını
okuyarakÇanakkale Türküsünün 1918 sonrasına ilişkin öyküsüne
devam edelim:
Çanakkale içinde bir sarı çadır
Türk zabitleri bir araya toplanır
Of gençliğe vay aman
1918 tarihi aynı zamanda halk türkülerinin de önemsenmeye
başlandığı bir tarihtir. Bu tarihte Yeni Mecmua’nın
çıkardığı “Çanakkale Özel Sayısı’nda Musa Süreyya imzalı
“Asker Türkülüre” başlıklı yazıda “askere ruhi bir zevk,
kırılmaz, bükülmez bir azim veren türkülerin öneminden
bahsedilmekte ve milli ruhu ihtiva eden bu türkülerin bir an
önce derlenmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Ancak bu ve
benzeri düşüncenin sistemli ve programlı bir şekilde hayata
geçebilmesi yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması ile
mümkün olabilmiştir. Cumhuriyet’in ilk on yılı içinde: “1926
(İzmir, Ödemiş, Tire, Aydın, Nazilli Sultanhisarı, Denizli,
Manise, Kırkağaç, Soma, Bergama, Dikili, Ayvalık, Edremit,
Havran, Balıkesir, Bandırma, Bursa, Gemlik ve Mudanya’da).
1927 (Konya, Ereğli, Karaman, Alaşehir, Ödemiş, Aydın,
Manisa, şizmir çevrelerinde iki ay kadar), 1929 ( Trabzon,
Erzincan, Erzurum çevrelerinde), , 1932 (Balıkesir ve
çevresinde) ve daha sonraki tarihlerde, Anadolu’nun pek çok
ili gezilerek halk türküleri derlenmiştir. Bu derlemeler
neticesinde bir araya getirilen beş yüzden fazla türkü
1930’da Halk Türküleri adı altında yayımlanmıştır. Burada
oldukça dikkat çekici bir husus vardır ki derlenen türküler
arasında Çanakkale türküsüyer almamaktadır. Bunun sebebinin,
o yıllarda l. Dünya Harbi ile ilgili pek çok türkü arasında
Çanakkale türküsüne yeterince dikkat edilmemesi olduğunu
düşünüyoruz.
Ancak aradan çok fazla zaman geçmeyecek ve Mahmut Ragıp
Gazimihal (Kösemihal) 1936 yılında Çanakkale Türküsünü
notasıyla beraber yayımlayacaktır. Sözleri şöyledir:
Çanakkale içinde vurdular beni
Nişanlımın çevresile sardılar beni
Of gençliğim eyvah!
Çanakkale içinde aynalı çarşı
Anne, ben gidiyorum düşmana karşı
Of, gençliğim eyvah!
Çanakkale içinde kasap olur mu?
Vurulan, şehitler hesap olur mu?
Of gençliğim eyvah
Çanakkale içinde bir dolu testi
Analar babalar umudu kesti
Of gençliğim eyvah!
Gazimihal’in yayımladığı Çanakkael türküsü dört kıtadan
oluşmaktadır ve bu tarihten sonraki yayınlar için de temel
teşkil etmiştir. Çünkü daha sonra Çanakkale türküsü adıyla
türkü kitaplarında yer alacak olan metinler büyük ölçüde
Gazimihal’in yayımladığına dayanmaktadır. Hemen belirtelim
ki Gazimihal’in verdiği sözler de Kevser Hanım’ın
bestelediği marşı hatırlatmakta v eher iki eserin sözlerinde
önemli benzerlikler olduğu görülmektedir.
Naki Tezel’in herhangi bir kaynak vermeksizin 1949’da
yayımladığı türkünün sözleri ise şöyledir:
Çanakkale içinde aynalı çarşı
Ana ben gidiyorum düşmana karşı
Of gençliğim eyvah..
Çanakkale içinde bir uzun selvi
Kimimiz nişanlı kimimiz evli
Of gençliğim eyvah..
Çanakkale içinde bir dolu desti
Analar babalar mektubu kesti
Of gençliğim eyvah..
Çanakkale üstünü duman bürüdü
On üçüncü fırka harbe yürüdü
Of gençliğim eyvah.
Bu metnin son beyiti daha önceki metinlerin hiçbirinde
yoktur. Fakat Kevser Hanım’ın bestelediği marşta geçen
“Çanakkale seni duman bürüdü’Ali Kemal Bey’in namı yürüdü”
mısralarıyla yakınlığı ortadadır. Diğer mısralar da
öncekilerden pek farklı değildir.
1950’li yıllarda Çanakkale türküsü birkaç kitapta birden
görünmeye başlar. Bunda o tarihlerde yapılan ve ülke
çapındaki yardımlarla desdeklenen Çanakkale şehitler
Abidesi’nin oluşturduğu havanın katkısı olsa gerektir.
İşte bunlardan biri halk müsiğine büyük emek vermiş olan
Muzaffer Sarısözen’e aittir. Muzaffer Sarıözen’in Yurttan
Sesler adlı notalarıyla türkülerden örnekler veridği
eserinde ‘Çanakkael’ başlığı altında verilen sözler ile Naki
Tezel’in yayınladığı metnin kıtları tamamen aynı olup
yalnızca nakaratları farklıdır. Sarıözen’in 1952 yılında
yayımladığı söz konusu notada nakaratlar “Of gençliğim
eyvah” yerine “Of sağolsun anam” şeklindedir. Bir yıl sonra
yayınlanan Cahit Öztelli’nin Halk Türküleri adlı kitabındaki
sözler ise bir kıtası hariç Gazimihal’in yayınladığı
sözlerle aynı olup nakaratında çok küçük bir değişiklik
olduğu anlaşılmaktadır. Burada da “Of gençilğim eyvah”
nakaratı “Ah gençilğim eyvah” biçimindedir. Birkaç yıl sonra
Ragıp Şevki ise hazırladığı Seçme türküler adlı kitaba
Muzaffer Sarıözen’in metnini aynen almıştır.
1966 yılında ise Çanakkale türküsünün marşların toplandığı
bir antolojiye alındığını görüyoruz. Ethem Ruhi Üngör 2Türk
Marşları” isimli kitabında “Çanakkale Marşı” adı altında
notasıyla beraber şu sözleri verir ve bestecinin Destancı
Mustafa olduğunu belirtir. Marşın bestekarı olarak Destancı
Mustafa’nın adının geçmesini Ethem Ruhi’nin bir yanılgısı
olarak düşünüyoruz. “Çanakkale içinde sıra
serviler’Binbaşılar oturmuş asker öğütler’ gibi Destancı
Mustafa’nın “Çanakkale Şarkısındaki” kimi dizeleri
hatırladan marşın sözleri şöyledir:
Çanakkale içinde aynalı çarşı
Anne ben gidiyorum düşmana karşı
Çanakkale içinde sıra serviler
Binbaşı oturmuş asker öğütler
Çanakkale içinde bir kırık testi
Anneler ve babalar ümidi kesti
Arıburnu'ndan çıktık yan basa basa
Hep düşmanlar kaçıyor kan kusa kusa
1967 yılında çıkarılan Çanakkale il yıllığında yer alan ve
1971'deki il yıllığında da aynısı bulunan "Çanakkale
Türküsü’nün sözleri ise buraya kadar verdiğimiz metinlerden
bazısının aynen bazısını da kısmen değişiklikle tekrarlayan
meralardan oluşmaktadır. "Çanakkale türküsü, bu yıllıkla ilk
kez "Çanakkale'de söylenen bir türkü" olarak literatüre
girmiştir. Önemine binaen bu metni de buraya almayı uygun
buluyoruz.
Çanakkale içinde vurdular beni Ölmeden mezara koydular beni
Of gençliğim eyvah
Çanakkale köprüsü dardır geçilmez
Al kan olmuş suları bir tas içilmez
Of gençliğim eyvah
Çanakkale içinde aynalı çarşı
Anne ben gidiyorum düşmana karşı
Of gençliğim eyvah
Çanakkale içinde bir dolu testi
Anneler babalar ümidi kesti
Of gençliğim eyvah
Çanakkale'den çıktım yan basa basa
Ciğerlerim çürüdü kan kusa kusa
Of gençliğim eyvah
Çanakkale içinde sıra söğütler
Altında yatıyor aslan yiğitler
Of gençliğim eyvah
Çanakkale'den çıktını hasını selâmet
Anafarta'ya varmadan koptu kıyamet
Of gençliğim eyvah'''
1970'li yıllar Çanakkale türküsünün öyküsünde önemli bir
dönemin başlangıcı olur. Çünkü türkü, bu yıllardan sonra
ülke çapında daha çok bilinme imkanına kavuşur. Artık
Çanakkale türküsü halk şiiri ve müziği ile ilgili hemen her
kitaba alındığı gibi türküler hakkında bilgi veren
araştırmalarda da “bentleri iki, kavuştakları tek dizeli
türküler" için verilen örneklerin başında yer alır.
Ayrıca türkünün daha da meşhur olmasında bu yıllarda
radyodan duyulması ve TRT kayıtlarına girmesinin de büyük
payı olduğu kanaatindeyiz.
Çanakkale türküsünün sözleri I973'te notasıyla beraber TRT
yayınları arasında şu bilgilerle yerini almıştır:
Derleyen: Muzaffer Sarısözen Derleme Tarihi: (---) inceleme
Tarihi: 22.11.1973 Notaya Alan: Muzaffer Sarısözen Kimden
Alındığı:İhsan Ozanoğlu
Yöresi: Kastamonu
TRT yayınındaki sözler nakaratları hariç. Muzaffer
Sarısözen'in yukarıda bahsettiğimiz ve 1952'de yayınladığı
sözlerin aynısıdır. Muzaffer Sarısözen'in kaynak kişi olarak
gösterdiği İhsan Ozanoğlu Musiki Mecmuası'ndaki bir
yazısında ne zaman olduğuna ilişkin bir tarih vermeden,
Sarısözen'in Çanakkale zaferi yıldönümünde günün önemini
belirtecek türkü ararken nereye başvurduysa Çanakkale konusu
üzerine türkü bulamadığını bunun üzerine telefonla kendisine
müracaat ettiğini, kendisinin de hemen notasını yazıp
Kastamonu'dan postaladığını. Ankara'ya gittiğinde ise
Çanakkale türküsünün hiçbir yerde bilinmediğine göre mutlaka
Kastamonu'da yapılmış olması gerektiğini belirtir. Yazının
devamında ise Sarısözen'in kendisine "şimdi de bestekarını
tespit etmesini rica ettiğini fakat türküyü yakanı kesin
olarak tespit edemediğini ifade eder.
Muzaffer Sarısözen bu türkünün sözlerinin aynısını 1952
yılında yayınladığına göre türküyü İhsan Ozanoğlu bu
tarihten önce göndermiş olmalıdır. İhsan Ozanoğlu'nun
türkünün yöresine ilişkin iddiası bazı kitaplara da
geçmiştir. " Yurt Ansiklopedisi'nde "Çanakkale içinde aynalı
çarşı" sözleriyle başlayan ezgi. Kastamonu ve Tuna
üzerindeki Adakale'den derlenmiştir. Türkünün yalnız sözleri
yöreyle ilgilidir" " denilmektedir.
Bazı kaynaklarda ise türkünün Çanakkale yöresine ait olduğu
yazılıdır. Farklı bilgiler haliyle Çanakkale türküsünün
hangi yöreye ait olduğuna dair zihinlerde bir soru
işaretinin oluşmasına sebep olmaktadır.
Yukarıda belirtildiği gibi Çanakkale türküsünün hangi yöreye
ait olduğuna ilişkin farklı görüşler vardır. Aslında,
"türkülerin nerede ve ne zaman ortaya çıktığını bilmek çok
kere elden gelmez. Yurdun birçok yerinde söylenmekte olan
bir türkü elbette bir tek yerde doğmuştur. Eğer varsa,
türküdeki yer ve kişi adları da onun doğuş yerini her zaman
göstermez. Çünkü, türkü gittiği yerlerde bazı değişikliklere
uğrar. Bu yüzden kimi zaman bir türküye değişik yerlerin
halkı sahip çıkar: bu türkü oranın değil: bizimdir, derler."
Fakat bunla beraber bazı türkülerin çıkış \erleri bilinir.
Bu türküler genellikle tarihi olaylarla dayanan türkülerdir.
Dolayısıyla Çanakkale türküsü ile ilgili hu tür bir tartışma
yersiz ve ilmî dayanaklardan yoksundur. Şu ana kadar
verdiğimiz bilgiler kesin bir şekilde bu türkünün ortaya
çıkış yerinin Çanakkale olduğunu kanıtlamaktadır.
Buraya kadar Çanakkale türküsünün öyküsünü kronolojik bir
metotla; "türkünün doğuşu ve yayılışı" ekseninde ele almaya
çalıştık. Türkünün şekli, muhtevası ve diline pek temas
etmedik. Zira söz konusu türkü bu açılardan da incelemeye
muhtaçtır. Biz tebliğimizi şimdilik vardığımız şu sonuçlarla
noktalamak istiyoruz:
Çanakkale türküsü ilkin halk şiiri geleneğine uygun olarak
hazır söz kalıplarından da istifade ile askere giderken bir
ayrılık türküsü olarak doğmuştur.
Türkü, Çanakkale Muharebeleri boyunca söylenmiş bu sırada
Kevser Hanım’ın bestesi(Çanakkale Marşı) ve Destancı Eyüblü
Mustafa Şükrü'nün katkılarıyla daha da zenginleşmiştir.
Çanakkale türküsü, l. Dünya Savaşı bittikten sonra,
memleketlerine dönen askerlerin dilinde başta Anadolu olmak
üzere Osmanlı coğrafyasının hemen her tarafına yayılmıştır.
Aradan geçen yaklaşık doksan yıllık zaman içinde ölmemiş
canlılığını mııhafaza etmeyi başarmıştır. Bunu toplumu çok
derinden etkileyen bir olaya dayanmasına, ezgisinin
dokunaklı oluşuna ve sanat yapısının yüksek olmasına
bağlayabiliriz.
1970'li yıllardan sonra Çanakkale türküsü oldukça meşhur
olmuş, hem sözleri hem de ezgisi bakımından ortak bir
söyleyişe kavuşarak daha rafine hale gelmiştir.
Bugün, Çanakkale türküsü Çanakkale Muharebeleri'ni kazanan
kahraman askerlerimizin hissiyatına tercüman olan en
kıymetli eserlerden biri olarak, türkülerimiz arasında hak
ettiği müstesna yerini almıştır. |